
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
Orta Doğu ve Afrika'da inşatı bitiren Türk firmalar artık sahadan çekilmiyor. Bakım-işletme sözleşmeleri, tek seferlik proje gelirini kalıcı döviz akışına dönüştürüyor.

Türk inşaat sektörünün uluslararası arenada yazdığı hikaye artık yalnızca beton ve çelikten ibaret değil. 1972'den bu yana 138 ülkede 12.800'ü aşkın proje tamamlayan ve kümülatif iş hacmini 534 milyar doların üzerine taşıyan Türk müteahhitler, son yıllarda stratejik bir eksen kayması yaşıyor: projeyi teslim etmek, sözleşmenin sonu değil, yeni bir gelir döngüsünün başlangıcı haline geliyor. Bakım ve işletme (operations and maintenance, O&M) sözleşmeleri, geleneksel inşaat modelinin döviz gelirini tek seferlik bir kasa hareketi olmaktan çıkarıp düzenli, öngörülebilir bir nakit akışına dönüştürüyor.
Türk Müteahhitler Birliği (TMB) verilerine göre sektör 2024 yılında yurt dışında 29 milyar dolarlık iş hacmi gerçekleştirdi; bir önceki yılın 28,4 milyar dolarlık seviyesinin üzerinde. Mühendislik Haber Dergisi (ENR) sıralamasında ise Türkiye, 43 şirketle Çin'in ardından dünyada ikinci sıraya yerleşti. Bu tablo, rakip ülkelerin çok ötesinde bir operasyonel kapasite anlamına geliyor. Ancak salt proje hacmi, sektörün gerçek değer yaratan tarafını gizliyor. Sermayesi yoğun, teslim sonrası geliri sıfırlanan klasik EPC (mühendislik, tedarik, inşaat) modelinden çıkış arayışı, büyük firmaları hizmet tabanlı sözleşme yapılarına yöneltiyor.
Körfez bölgesinde Türk müteahhitler yalnızca son on yılda Birleşik Arap Emirlikleri'nde 19 milyar dolar değerinde 150'yi aşkın projeyi tamamladı. Abu Dabi'nin Türk firmalara olan talebi, 2025 yılında da sektör haberlerine yansıdı: nitelikli bir müteahhit havuzu arayan Körfez devletlerinin radarında Türk firmalar ilk sıraya oturuyor. Bu noktada O&M sözleşmeleri devreye giriyor. Tamamlanan havalimanı terminallerinin, su arıtma tesislerinin, enerji altyapısının ve ulaşım koridorlarının işletilmesi, genellikle inşaat sözleşmesinin toplam bedelinin yüzde 20-30'u arasında seyreden yıllık hizmet geliri üretiyor. Körfez'de 5-10 yıllık O&M protokolleri standarttır ve dolar ya da dirhem bazlı ödeme yapılır. Bu durum, Türk firmalar açısından neredeyse kur riskinden arındırılmış bir döviz akışına karşılık geliyor.
Afrika cephesinde büyüklük çarpıcı: Türk müteahhitler 2.300'ü aşkın projeyle 98 milyar dolarlık portföyü yönetiyor; bu rakam sektörün uluslararası stoğunun yüzde 18'ine denk geliyor. Doğrudan yatırım tarafında ise 2,3 milyar dolarlık sermaye ile 35.000 istihdam yaratılmış durumda. Uganda'da imzalanan 3 milyar dolarlık demiryolu projesi, kıtadaki ölçeğin somut göstergesi. Ancak Afrika'nın O&M dengkleminde özgün zorluklar var. Yerel para birimlerindeki oynaklık, kurumsal altyapının zayıflığı ve çoğu projenin kalkınma bankası finansmanıyla yürütülmesi, hizmet gelirinin döviz cinsinden kilitlenmesini karmaşıklaştırıyor. Buna karşın kıtanın altyapı açığı, yani yeterince elektrik, su ve ulaşım ağından yoksun olan nüfusun büyüklüğü, uzun vadeli O&M ihtiyacını kaçınılmaz kılıyor. Özellikle IMF ve Dünya Bankası destekli programlarda hizmet ödemeleri dolar ya da avro cinsinden yapılandırılabiliyor.
Bir havalimanı terminalini inşa etmek on yıllık ilişkiyi başlatır; işletmek ise on yıl boyunca döviz kazandırır. Türk müteahhitler bu ayrımı artık iş modellerinin merkezine yerleştiriyor.
Afrika ve Orta Doğu inşaat pazarlarında Çin rakiplerine karşı fiyat rekabetinde avantaj kurmak giderek güçleşiyor. Ancak O&M segmentinde tablo farklı. Türk firmaların yerel dil bilgisi (Arapça konuşan teknik kadro), kültürel uyum ve sahaya yakın yönetim anlayışı, uzun vadeli işletme sözleşmelerinde müşteri memnuniyetinin kilit unsurlarına dönüşüyor. Nitekim Abu Dabi'nin Türk müteahhitleri tercih etme eğilimini öne çıkaran haberler, bu yumuşak rekabet avantajına dikkat çekiyor. Çin firmalarının genellikle inşaat bitiminde sahayı terk ettiği ya da işletimi yüksek marjlı bağlı kuruluşlarına devrettiği yerde, Türk firmaların sahada kalmayı seçmesi pazarda güven inşa ediyor.
Halka açık ya da kurumsal yatırımcıyla çalışan inşaat firmalarının değerlemesinde O&M gelirlerinin belirleyici rolü hızla artıyor. Salt inşaat şirketleri proje tabanlı, döngüsel ve belirsizliğe açık iş modelleriyle kıyaslandığında, önemli bir O&M portföyü taşıyan firmalar için analistler daha yüksek FAVÖK çarpanları kullanıyor. Bunun nedeni basit: tekrar eden sözleşme gelirleri nakit akışı görünürlüğünü artırıyor, borç maliyetini düşürüyor ve olası halka arz ya da hisse satışında değerlemeyi yukarı taşıyor. Türkiye'nin 2024 yılında hizmet ihracatından elde ettiği 122,6 milyar dolarlık toplam gelir içinde müteahhitlik hizmetlerinin payı, düzenleyici ve istatistiksel açıdan henüz tam olarak ayrıştırılmış değil. Ancak sektör temsilcilerinin uzun süredir savunduğu 'inşaat sonrası hizmet' modeli, hem Hazine hem de Ticaret Bakanlığı'nın gündeminde kendine yer buluyor.
O&M modelinin yaygınlaşmasının önünde birkaç kritik engel duruyor. Birincisi, nitelikli teknik insan kaynağının yurt dışında tutulması: uzun süreli görevlendirmeler personel devir hızını artırıyor ve maliyet yaratıyor. İkincisi, sigorta ve teminat yapılarının işletme sözleşmelerine uyarlanması, Türk bankacılık sektörünün geleneksel proje finansmanı araçlarının ötesinde ürünler geliştirmesini gerektiriyor. Üçüncüsü ise yerel içerik zorunlulukları: özellikle Afrika ülkelerinin bir kısmı, işletme sözleşmelerinde yerel istihdam ve teknoloji transferi koşulları dayatıyor. Bu engellerle başa çıkmak için büyük firmalar yerel ortaklıklar kuruyor, bölge ofislerini kalıcı hale getiriyor ve bazı durumlarda ortak girişim (JV) modelleriyle riski paylaşıyor. TMB'nin 2026 hedefleri arasında yeni pazarlara açılmanın yanı sıra mevcut pazarlarda hizmet gelirini artırma stratejisi açıkça yer alıyor.
■ MİZAN HABER