
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
Türkiye 2026 YEKA ihaleleriyle yenilenebilir enerji kapasitesini 50 GW bandına taşırken asıl mesele kapasiteden şebekeye kayıyor. 30 milyar dolarlık iletim yatırımında kimin hangi rolü üstleneceği henüz netleşmedi.

Türkiye yenilenebilir enerji kapasitesinde sembolik bir eşiğe yaklaşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre güneş ve rüzgar kurulu gücü 2026 yılı ilk yarısında 41 GW'ın üzerinde seyrediyor; 2026 YEKA ihale takviminde planlanan yeni kapasiteler devreye girdikçe 50 GW sınırının yılın ikinci yarısında ya da 2027 başında aşılması bekleniyor. Ancak sektörün gündemine hâkim olan soru artık megavat sayıları değil. Asıl mesele, bu büyüklükteki değişken üretimi taşıyabilecek bir iletim ve dağıtım ağının kim tarafından, hangi hızda ve hangi finansman modeliyle inşa edileceği.
Bakan Alparslan Bayraktar, 2026 ihale takvimini açıklarken yalnızca rüzgar için 1.500 MW'lık YEKA yarışması planladıklarını duyurdu. Güneş tarafında ise iletim ve dağıtım seviyelerinde toplam 3.500 MW'lık kapasitenin ihaleye çıkarılması öngörülüyor. Bu tempoyu korumak büyük resimde zorunlu: 120 GW'lık 2035 hedefine ulaşmak yılda ortalama 8 ila 9 GW net ilave gerektiriyor. Intercon Türkiye'nin yabancı yatırımcılara yönelik hazırladığı YEKA 2026 rehberi, ihale süreçlerini yakından takip eden kurumsal alıcıların hem kapasite hem de şebeke bağlantısı taahhütlerini çok daha dikkatli okuduğunu vurguluyor. 2025'te hayata geçirilen 'süper izin' reformu rüzgar için 4 yıldan 18 aya, güneş için 2 yıldan 18 aya indirecek bir izin hızlandırma mekanizması getirdi; bu adım sahaya yansıması hâlâ izlenen bir süreç.
Ember'in 2026 tarihli Türkiye Elektrik İncelemesi, sektörün yapısal açmazını açık bir dille ortaya koyuyor: Bazı bölgelerde şebeke bağlantı kapasitesi fiilen sıfırlanmış durumda, yani yeni yenilenebilir enerji projeleri teknik onay alamamaktadır. Kapasite ihalesi açıklamak ile bu kapasiteyi entegre edecek fiziksel altyapıyı zamanlayabilmek arasındaki makas, Türkiye'ye özgü değil; ancak ülkenin 120 GW hedefinin agresif takvimi bu riski katlamaktadır. IEA'nın Türkiye değerlendirmesi de benzer bir tespitte bulunuyor: Değişken yenilenebilir kaynak payı büyüdükçe frekans ve gerilim stabilitesi için batarya depolama sistemleri ile yerleşik hidroelektrik havzaları daha kritik bir tampon işlevi görecek.
Şebeke bağlantı kapasitesi bazı bölgelerde fiilen sıfırlanmış durumda. Kapasite ihalesi açmak ile entegrasyon altyapısını zamanlamak arasındaki makas, 120 GW hedefinin asıl kırılganlığı.
Bakan Bayraktar, Londra'daki uluslararası yatırımcı toplantısında 2035'e kadar iletim ve dağıtım altyapısı için 80 milyar dolar; bunun yaklaşık 30 milyar dolarlık diliminin yalnızca TEİAŞ'ın iletim şebekesi yatırımlarına ayrılacağını açıkladı. Dünya Bankası bu tabloya dışarıdan bakıldığında da benzer bir büyüklük görüyor: Bankanın Türkiye iletim planlarına ilişkin çalışmaları yaklaşık 28 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacına işaret ediyor. Ağustos 2025'te imzalanan anlaşmayla Dünya Bankası ve Temiz Teknoloji Fonu, Türkiye'nin şebeke modernizasyonuna yönelik yaklaşık 707 milyon dolarlık finansman sağladı. Bu kaynak, 1.7 GW'lık yeni rüzgar ve güneş kapasitesinin doğrudan entegrasyonuna yönelik iletim altyapısını finanse edecek; yani 2035 hedefinin yalnızca küçük bir dilimini karşılıyor.
Mevcut yapıda iletim şebekesini TEİAŞ işletiyor; yatırımın kamu kaynaklarıyla karşılanması esas model olmaya devam ediyor. Ancak 80 milyar dolarlık toplam dönüşüm faturasının kamu bütçesinden karşılanmasının sınırlı olduğu açık. BloombergHT'nin aktardığı sektör hesaplamalarına göre tam dönüşüm faturası 200 milyar doların üzerinde tırmanabilir. Bu ölçek, üç farklı kaynak havuzunu zorunlu kılıyor: kamu bütçesi ve bütçe garantili tahvil ihraçları; çok taraflı kalkınma bankası finansmanı (Dünya Bankası, EBRD, IFC); ve özel sektör katılımı. Üçüncü kanalın işlemesi için EPDK'nın dağıtım şirketlerine tanıyacağı tarife revizyonu ve yatırım güvencesi belirleyici olacak. Bloomberg'in takip ettiği bağımsız şebeke operatörü tartışmaları henüz somut bir politika çıktısına dönüşmüş değil; ancak uluslararası altyapı fonlarının konuya ilgisi giderek artıyor.
Şebeke yatırımının bir bileşeni doğrudan enerji depolama sistemlerine bağlı. 2026 sonrasında YEKA ihalelerine depolama bileşeni eklenmesi öngörülüyor; bu adım, güneş enerjisinin bol olduğu öğlen saatlerinde biriken fazla üretimin gece tüketimine aktarılmasını sağlayacak. Yetkililer bazı bölgelerde güneş santrallerinin şebekeye salabileceği gücün kısıtlandığını, yani üretim kısıtlaması (curtailment) sorunuyla zaten yüzleşildiğini örtük biçimde teyit ediyor. Her kısıtlanan megavatsaat bir yatırımcı kaybı ve şebekeye yansıyan gizli bir maliyet demek. Sektörün beklentisi, depolama bileşenli YEKA modelinin 2027 ihalelerinden itibaren standart hâle gelmesi yönünde.
50 GW eşiği bir sembol; ancak portföy yöneticileri ve proje finansmanı bankaları için asıl ölçüt şebeke bağlantı taahhüdünün sözleşmeye yansıma biçimi. Mevcut YEKA sözleşmelerinde TEİAŞ bağlantısının gecikmesi nedeniyle doğan gecikme maliyetlerinin paylaşımı tartışmalı bir alan olmaya devam ediyor. Suudi Arabistan ile Şubat 2026'da imzalanan 2.000 MW'lık güneş santrali anlaşması ve 25 yıllık alım taahhüdü, uluslararası yatırımcı için uzun vadeli gelir güvencesinin ne anlam ifade ettiğini gösteren bir referans olarak kayıtlara geçti. Asıl belirsizlik şebeke tarafında kalmaya devam ediyor: 30 milyar dolarlık iletim faturasının özel sektöre açılan kapısı ne kadar hızlı ve hangi koşullarda aralanacak, bu sorunun yanıtı 2026 sonunda belirginleşebilir.
■ MİZAN HABER