
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
Türkiye'de quick commerce pazarı son altı yılda dramatik biçimde büyüdü. Ancak sipariş başına düşen lojistik maliyet, sektörün büyüme hikayesinin arkasındaki en zorlu soruyu canlı tutuyor: Bu model gerçekten para kazanabiliyor mu?
Türkiye'nin quick commerce pazarı, 2019'dan bu yana küresel ölçekte eşi az görülen bir büyüme hızı kaydetti. Statista verilerine göre yalnızca altı yılda 2,15 milyar TL'den yaklaşık 388,7 milyar TL'ye ulaşan hacmiyle sektör, yüzde 138'i aşan bileşik yıllık büyüme oranıyla öne çıkıyor. Ne var ki bu parlak tablonun altında, lojistik altyapı maliyetlerinden kaynaklanan ve henüz tam olarak çözülemeyen bir karlılık sorunu yatıyor. Büyük oyuncuların yatırım turlarını kapatması ve rakip girişimlerin pazara girişi devam ederken, analistler artık asıl soruyu sormaya başladı: Hız vaadini sürdürebilir bir iş modeline dönüştürmek mümkün mü?
Quick commerce modelinin operasyonel omurgası olan dark store'lar, şehir içi yüksek yoğunluklu noktalarda konumlanan küçük ölçekli depolardır. Küresel sektör verilerine göre tek bir dark store'un aylık toplam işletme maliyeti (kira, işçilik, faturalar ve soğuk zincir dahil) ortalama 600.000 ila 700.000 TL bandında seyredebilmektedir. İstanbul gibi büyükşehirlerde ticari kira bedellerinin son iki yılda yüzde 30 ile 50 arasında yükseldiği göz önüne alındığında, bu rakamın aşağı yönlü revizyonu mümkün değil. Üstelik tek bir dark store ancak yüksek sipariş yoğunluğu yakalandığında birim başına maliyeti aşağı çekebiliyor. Günlük sipariş adedinin kritik eşiğin altında kaldığı lokasyonlarda ise sabit maliyet, karlılığı doğrudan aşındırıyor.
Lojistik zincirinin en pahalı halkası son mil teslimatıdır; bu gerçek geleneksel e-ticarette de geçerliydi, ancak quick commerce'de çok daha ağır bir yük olarak öne çıkıyor. Sektör araştırmalarına göre quick commerce operasyonlarında teslimatın son ayağı, toplam lojistik maliyetin yüzde 40 ila 50'sini oluşturuyor. Bunun temel nedeni batching oranının düşük olmasıdır: 10 dakika içinde teslim vaadi, bir kuryenin aynı rotada birden fazla siparişi birleştirmesini neredeyse olanaksız kılıyor. Sonuçta her sipariş için bir kurye, bir yakıt maliyeti ve bir operasyonel koordinasyon yükü devreye giriyor. Türkiye'de kurye başına ortalama ücretin görece rekabetçi kalması, birim maliyeti kısmen baskılamış olsa da bu avantajın yıllar içinde erimekte olduğu görülüyor.
Quick commerce lojistiğinde son mil teslimatı toplam maliyetin yüzde 40-50'sini oluşturuyor. Hız vaadi, kurye rota optimizasyonunun önündeki en büyük yapısal engel.
Quick commerce modelinin temel kırılganlığı, ortalama sepet değeri ile sipariş başına operasyonel maliyet arasındaki dar marjdır. Türkiye e-ticaret ekosistemindeki genel verilere göre ortalama sepet değeri rakiplere kıyasla düşük kalmaya devam ederken kargo ve teslimat maliyetlerinin sipariş değerine oranı yüzde 5 ile 8 arasında seyrediyor. Hızlı teslimat için uygulanan servis bedeli büyük ölçüde bu açığı kapatmak amacıyla tasarlanmış olsa da müşteri hassasiyeti nedeniyle bu kalemin yukarı çekilmesi sınırlı kalıyor. Pazar yapısındaki yoğun rekabet de fiyatlandırma esnekliğini kısıtlıyor. Özellikle 50'den fazla aktif oyuncunun bulunduğu Türkiye pazarında promosyon ve indirim savaşlarının sürdüğü dönemlerde marjlar daha da daralıyor.
Mayıs 2025'te gerçekleşen ve Trendyol'un Trendyol Go biriminin yüzde 85'ini 700 milyon dolar karşılığında Uber'e devrettiği işlem, sektörün lojistik altyapı finansmanına ilişkin önemli bir sinyal verdi. Söz konusu anlaşma, Trendyol'a teknoloji yatırımı ve satıcı teşvikleri için taze kaynak sağlarken Uber'e Türkiye'nin yüksek sipariş frekanslı teslimat pazarında anlık ölçek kazandırdı. Ancak bu hareket aynı zamanda hızlı teslimat operasyonlarının sermaye yoğun yapısının ve sürdürülebilirlik baskısının bir ürünü olarak da okunabilir. Nitekim Getir de önceki yıllarda İngiltere, Almanya, Hollanda ve ABD pazarlarından çekilmiş, operasyonel odağını karlılığa daha yakın durduğu Türkiye'nin büyükşehir merkezlerine yöneltmişti.
Sektör analistleri, quick commerce modelinde karlılığa ulaşmanın tek gerçekçi yolunun coğrafi yoğunluk ve sipariş hacmi olduğu görüşünde buluşuyor. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu merkezlerde, belirli bir dark store'un günde ulaşabileceği maksimum sipariş kapasitesi doğrudan birim maliyeti aşağı çekiyor. Bu nedenle başarılı operatörler, yayılmak yerine derinleşme stratejisini tercih ediyor. Daha az dark store, daha küçük teslimat çapı ve daha sık tekrarlanan müşteri siparişlerinin bir arada bulunduğu ekosistem, tek sipariş başına karlılığı mümkün kılıyor. Buna karşın yeni pazarlara girme baskısı ile mevcut pazarı kâra taşıma arasındaki dengeyi kurmak, yönetim ekipleri için stratejik bir öncelik olmayı sürdürüyor.
Quick commerce sektörüne yönelik yatırımcı ilgisi hâlâ canlı olmakla birlikte değerleme yaklaşımı değişiyor. Büyüme rakamlarının tek başına belirleyici olduğu dönem geride kalırken, yatırımcılar artık birim ekonomisini (unit economics), dark store başına sipariş verimliliğini ve müşteri başına yaşam boyu değeri (LTV) mercek altına alıyor. Getir yönetiminin 2025 sonu itibarıyla yurt içi operasyonlarda kârlılığa ulaşma hedefi taşıdığı bildirilmekte; bu hedefe ne ölçüde ulaşıldığı ise sektörün sağlıklılığına ilişkin en güncel ve belirleyici gösterge olmaya devam edecek. Türkiye'nin demografik yapısı, kentleşme oranı ve hızlı teslimat alışkanlığının kökleşmiş olması modelin uzun vadeli potansiyelini koruyor. Ancak bu potansiyelin karlılığa dönüşmesi, operasyonel disiplin ve lojistik teknoloji yatırımının birlikte yönetilmesini gerektiriyor.
■ MİZAN HABER