
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
2025 yılında Türkiye'deki girişim yatırımları işlem sayısında arttı, ancak ileri tur finansman neredeyse tamamen kurudu. Değerleme metodolojisindeki kökten değişim, yatırımcı stratejilerini baştan sekillendiriyor.

Türkiye girişim ekosistemi 2025 yılında işlem adedini artırırken aynı anda ciddi bir yapsal kirigi da daha belirgin biçimde ortaya koydu. KPMG ve 212 ortaklığıyla hazırlanan son raporlara göre, ekosistem 360 turu asiyla 1,4 milyar dolar topladı; ne var ki toplam hacim bir önceki yılın 2,6 milyar dolarınin belirgin biçimde gerisinde kaldı. Tur sayısındaki artış yanıltıcı: Sermaye, büyüme aşamasındaki şirketlerden uzaklaşarak tohumlanma ve erken aşamada yoğunlaştı. Seri C ve üzeri turlar ise yıl boyunca fiilen silinip gitti.
2025 yılında kapanan 360 işlemin yüzde 75'e yakını tohum aşamasında yoğunlaştı. Ilk çeyrekte Seri C, D, E ve F aşamalarında tek bir yatırım bile kayıt edilmedi. Üçüncü çeyrekte yalnızca bir ileri tur işlem raporlandı; bu da ekosistemi temsil etmekten çok istatistik boşluğunu dolduran sembolik bir rakama indirgendi. Erken aşamanın toplam işlem hacminin yüzde 27,7'sini, satın alımların ise yüzde 64,3'ünü oluşturması, ekosisteme giren büyük sermayelerin organik büyüme değil, varlık edinimi yoluyla çalistigini gösteriyor. Bu tablo, ileri tur finansmanın yokluğundan ziyade yapısal bir çöküsün isaretini taşımaktadır.
Sektör temsilcilerinin yıllardır dile getirdiği tespit, artık verilerle de örtüsüyor: Değerleme eşiği 50 milyon doları aştığında yerel kaynak bulmak neredeyse imkansiz hale geliyor. Bu noktanın ötesinde büyümeye devam etmek isteyen şirketlerin ya yurtdışı fonlara yönelmesi ya da büyüme hızını bilerek yavaşlatması gerekiyor. Yurtdışı yatırımcılara bagimlilik ise kendi risklerini beraberinde getiriyor: Kur oynakligi, jeopolitik algı ve Türkiye'nin küresel risk haritasındaki konumu, yabancı fon yöneticilerinin ileri tur karar süreçlerini ağırlaşdiriyor. 2025 yılında yabancı yatırımcılar erken ve orta aşama işlemlerde görünür kalırken, ileri aşamaları fiilen geçti.
Değerleme eşiği 50 milyon doları aştığında yerel kaynak bulmak neredeyse imkansiz hale geliyor. Bu sınırın ötesi, Türk girişimcilerin çogunlukla yalnız kaldığı bir co'l.
Sorun Türkiye'ye özgü değil; ancak küresel dinamikler Türkiye özelinde çok daha sivri bir biçimde tezahür ediyor. Küresel VC piyasalarında 2025 yılının üçüncü çeyregine ait verilere göre Seri C ve üzeri aşamalarda down round oranı, yılın ilk yarısındaki yüzde 16 düzeyinden yüzde 28'i aşkın bir seviyeye yükseldi. Yatırımcılar artık büyüme hikayesini değil, spesifik çikis senaryosunu taahhüt eden isl modelleri aranıyor. Bain & Company'nin sektör degerlendirmeleri de bu dönüsümü teyit ediyor: Geç aşamalı değerlemeler, fon yöneticilerinin FOMO güdüsünden temel finansal büyüklüklere geçisiyle yeniden çapa atmanin sinyal veriyor. Aynı olgu, Türk ekosistemine güncellenmis bir değerleme çerçevesi olarak yansımaktadir: Büyüme hızı artık tek başına yeterli değil; sürdürülebilir gelir yapısı, CAC/LTV dengesi ve net kâr yolunun netliği ileri tur kapıları açıyor.
Bu ortamda Türk VC fonlari iki temel stratejik ayrıma doğru savruluyor. Ilk grup, portföy derinleştiricisi konumuna geçerek mevcut şirketlerine daha ağır sermaye koymayı ve ileri tur köprü finansmanı sağlamayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, down round riskini azaltıyor ama fon konsantrasyonunu artırıyor. Ikinci grup ise devlet kaynaklı finansman mekanizmalariyla (TÜBİTAK, Kalkınma Fonu, varlık fonu alt fonlari) ortaklık kurarak ileri tur bo'slugunu kapatmaya çalışıyor. Her iki modelin de yapsal kısıtları var: Birincisi yeni girişimcilere erisan likiditeyi daraltiyor, ikincisi kamu-özel co-investment süreçlerinin ağırlığından dolayı hızdan kaybettiriyor.
Türkiye özelinde bir ileri tur katılımcısı için değerleme sorunu iki boyutlu bir problem oluşturuyor. Bir yanda, TL bazlı geliri olan şirketlerin dolar cinsinden değerlemesi; diğer yanda, küresel benzer şirket katsayılarınin (comparable multiples) Türkiye risk primini yansıtmadan uygulanması. Bu çifte baskının bir sonucu olarak, 'flat round' bile artık başarı olarak algılanabiliyor. Pazarda giderek daha fazla öne çıkan yaklaşım, gelir büyüklügüne değer bicmek yerine net dolar ARR büyümesi ve brüt kar marjini çikis noktası olarak alan metodoloji. Bu, girişimleri kısa vadede büyüme hızını feda etmeye iterken; uzun vadede daha gercekçi ve sürdürülebilir bir değerleme taban oluşturuyor.
Seri C kuraklıginin birincil riski, Türkiye'nin 'scale-up' üretme kapasitesini kalıcı biçimde zedelemesidir. Tohum aşamasında oluşan yoğunluk sağlıklı bir funnel başlangıcına işaret edebilir; ancak bu funnelin orta ve üst katmanlarında tıkanak varsa, küresel rekabetçiliğe sahip büyük teknoloji şirketlerinin çikismasi giderek güclesiyor. Hurriyet Daily News'in aktardığı KPMG verilerine göre 2025 toplam hacmindeki düsüsün temel nedeni mega-deallarin yokluğudur. Bu tespiti bir adım öteye taşımak gerekirse: Mega-deal, yalnızca büyük bir rakam değil; ekosisteme model olan, yetenekleri çeken ve ikincil piyasaya likidite pompalayan bir kataliz olayıdır. Söz konusu kataliz olaylarının yokluğu, önümüzdeki 3-5 yıllık dönemde Türk girişim ekosistemini köklü bir yapısal dönüsüm baskısıyla yüz yüze bırakabilir: Ya ileri tur finansmanda yeni mekanizmalar geliştirilecek, ya da olgunlaşmış girişimlerin erken çikisi ve konsolidasyon, kaçinilmaz birer eğilim olarak yerleşecek.
■ MİZAN HABER