Analiz

Lira Kazanırken Fabrika Kaybediyor: Reel Kur Değerlenmesi İhracatı İkiye Böldü

Türkiye'nin reel efektif döviz kuru değerlendikçe turizm rekorlar kırarken tekstil ve emek yoğun imalat sektörleri rekabet gücünü hızla yitiriyor. Hollanda hastalığının sessiz simptomları tabloya yansıyor.

Kerem Özdoğan· 6 dk okuma
Lira Kazanırken Fabrika Kaybediyor: Reel Kur Değerlenmesi İhracatı İkiye Böldü
Görsel: Gordon Leggett (CC BY 4.0) · Wikimedia Commons

Türkiye 2025 yılını turizm gelirinde tarihi bir rekorla kapattı: 65,2 milyar dolar, 52,78 milyon yabancı ziyaretçi. Aynı yıl tekstil ve hazır giyim ihracatı yüzde 6,3 geriledi, yaklaşık 4.500 firma kapandı, sektördeki istihdam kaybı 380 bin kişiyi buldu. Bu iki tablo art arda okunduğunda çok daha derin bir yapısal soruyu gün yüzüne çıkarıyor: Türkiye, Hollanda hastalığının turizm versiyonuyla yüzleşiyor mu?

Reel Kur Değerlenmesinin Anatomisi

Hollanda hastalığı kavramı, bir ülkede belirli bir sektörden (doğal kaynak, turizm veya döviz transferi) kaynaklanan yüksek döviz girişinin reel döviz kurunu yukarı taşıyarak diğer ihracat sektörlerinin rekabet gücünü aşındırmasını tanımlar. Türkiye bu mekanizmanın klasik ham madde versiyonundan bağımsız olsa da hizmet sektörü kaynaklı kur baskısı benzer bir kanalı açık tutuyor. TCMB verilerine göre reel efektif döviz kuru (REDK) 2025 yılı sonunda 63,1 (2005=100 baz) seviyesinde seyretti. Bu rakam nominal olarak kur kısmen değer kaybetse bile yurt içi fiyat artışlarının dış ticaret ortaklarına kıyasla çok daha sert olduğunu yansıtıyor. Ocak 2022'den Ocak 2026'ya uzanan dört yılda asgari ücret yüzde 560 artarken, dolar kuru yalnızca yüzde 217 değer kaybetti. Fabrika çıkış fiyatları TL cinsinden katlanırken dolar geliri buna orantılı yetişemedi.

Sektörler Arası Makas Genişliyor

Reel kur değerlenmesinin yükü sektörden sektöre keskin biçimde ayrışıyor. Turizm gibi hizmet ağırlıklı alanlar için dolar bazlı gelirin bir kısmı TL maliyete dönüştüğü için bu dinamik rekabeti doğrudan zedelemiyor; aksine yabancı ziyaretçi için Türkiye görece cazip kalmaya devam ediyor. Öte yandan emek yoğun, düşük katma değerli imalat tamamen farklı bir denklemle karşı karşıya. Büyük bir tekstil fabrikasında işçilik maliyeti artık aylık 1.500 doların altına düşmüyor. Bangladeş, Vietnam veya Etiyopya'daki rakipler için aynı rakam 200 ila 300 dolar bandında seyrediyor. Bu makas, fiyat rekabetinde yapısal bir kopuşu simgeliyor. Demir çelik sektörü ise kısmen farklı bir yerde duruyor: 2025'te ham çelik üretimi yüzde 3,3 artarak 38,1 milyon tona ulaştı ve ihracat geliri 10,2 milyar dolara yükseldi. Enerji yoğunluğu nedeniyle maliyet yapısı tekstilden ayrışan sektör, Avrupa piyasasında konumunu görece koruyabiliyor. Otomotiv ve makine ihracatında ise tablonun karmaşıklaştığı görülüyor: Katma değer zincirinin üst halkalarında marj baskısı yönetilebilir kalırken alt tedarikçiler daha kırılgan bir görünüm sergiliyor.

Asgari ücret dört yılda yüzde 560 artarken dolar kuru yalnızca yüzde 217 değer kaybetti. Fabrika çıkış fiyatları buna orantılı yetişemedi.

Turizm Dinamosu ve Hollanda Hastalığı Kanalı

Akademik literatürde turizm odaklı Hollanda hastalığı tartışması, özellikle Türkiye özelinde 2000'li yıllardan bu yana süregelmiştir. Temel mekanizma şudur: Turizm gelirleri cari fazla yaratır ya da açığı kapatır, bu da merkez bankasının faiz politikasını nispeten daha gevşek yürütmesine ya da kurun aşırı değerlenmesine göz yummasına alan açar. Sonuç olarak imalat sanayii birer birer rekabet dezavantajına düşer. Türkiye'nin 2025 verilerinde hizmetler dengesi yaklaşık 9,5 milyar dolar fazla verdi. Turizmin bu dengedeki payı 7,7 milyar dolarla belirleyici bir ağırlık taşıdı. 2026'nın ilk çeyreğine ait erken verilerde turizm gelirinin yüzde 4,2 artarak 9,89 milyar dolara ulaştığı görülüyor. Bu girişin reel kur üzerindeki baskısı, teorik çerçeve ile birebir örtüşüyor.

Politika Kıskaçı: Büyüme mi, Rekabet mi?

Türkiye ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikasını sürdürürken nominal kurun baskılı kalmasına zaman zaman izin verdi. Bu tercih kısa vadede enflasyonu çıpa etkisiyle yavaşlatırken ihracatçı sanayiciler üzerindeki maliyet baskısını derinleştirdi. Akademik çevrelerde REDK'nin yüzde 5,88'i aşan değerlenmesinin büyüme üzerinde olumsuz eşik etkileri yarattığı belgelendi (Tandfonline, 2025). Türkiye şu anda bu eşiğin çok ötesinde bir reel değerlenme bölgesinde işlem görüyor. Ekonomistlerin bir kesimi, çözümün yalnızca kur ayarlamasından ibaret olmadığını, verimlilik artışı ve ürün çeşitlendirmesini de gerektirdiğini savunuyor. TCMB blog yazılarında dile getirilen bir analiz, kur avantajının rekabet avantajına dönüşmesinde toplam faktör verimliliğinin belirleyici olduğunu vurguluyor. Gerçekten de kur avantajı geçici; yatırım, Ar-Ge ve nitelikli işgücü kalıcı.

Yatırımcı İçin Ne Anlama Geliyor?

Portföy yöneticileri ve sektörel yatırımcılar için bu tablo net bir ayrışma sinyali veriyor. Hizmet ağırlıklı ve yurt içi talebe dayalı iş modelleri (turizm altyapısı, teknoloji hizmetleri, fintek) reel kur değerlenmesinden görece yalıtık hatta kısa vadeli kazanımlı konumda. Buna karşın düşük katma değerli emek yoğun ihracatçılar marj sıkışmasıyla boğuşmaya devam edecek. Orta ve yüksek teknoloji imalatçıları ise iki senaryo arasında kalmış durumda: küresel talep toparlanmasından yararlanabilecek kadar güçlü, ancak maliyet baskısından tam olarak sıyrılabilecek kadar verimli değil. Uzun vadeli büyüme anlatısı bu noktada özünü buluyor. Türkiye'nin 2026'dan itibaren sürdürülebilir bir ihracat büyümesi yakalaması için sektör çeşitlendirmesi ve katma değer yükseltme stratejileri kaçınılmaz görünüyor. Aksi durumda turizm kaynaklı döviz girişi bir refah göstergesi olarak parlak görünmeye devam ederken imalat sanayiinin uzun vadeli pazar payı sessizce erimekte olacak.

Yapısal Dönüşüm Zorunluluğu

Hollanda hastalığının en tehlikeli boyutu, semptomların geç fark edilmesidir. Bir ekonomi hizmet gelirlerinin büyüsüyle büyürken emek yoğun imalatın sessiz erozyonu uzun süre gözden kaçabilir. Türkiye bu riski şimdiden sektörel veri düzeyinde gözlemleyebiliyor. Tekstilde kapanan 4.500 firma, yitirilen 380 bin istihdam ve 65 milyar dolarlık turizm rekoru aynı ekonominin iki yüzü olarak birlikte okunduğunda tablo netleşiyor. Politika cephesinde sanayi desteklerinin verimlilik odaklı yeniden tasarlanması, Ar-Ge teşviklerinin emek yoğun sektörlerden yüksek katma değerli üretim kümelerine kaydırılması ve uzun vadeli reel kur yönetiminde öngörülebilirlik, bu dönüşümün üç temel bileşeni olarak öne çıkıyor.

Kaynaklar: Reuters · TCMB (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) · Daily Sabah · Trading Economics / CEIC Data

■ MİZAN HABER