
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
Orta Vadeli Program'ın yapısal mali disiplin hedefleri, kamu-özel ortaklığı projelerinde Hazine güvencesinin hem kapsamını hem biçimini köklü biçimde dönüştürüyor. Yatırımcı için fırsatlar ve sınırlar belirginleşiyor.

Türkiye'nin 2026-2028 Orta Vadeli Programı, yalnızca bir makroekonomik hedefler belgesi değil; kamu finansmanının uzun yıllar boyunca birikmiş kör noktalarından birini, yani kamu-özel ortaklığı projelerinden doğan koşullu yükümlülükleri, sistematik biçimde görünür kılma iradesinin de metnidir. Bu dönüşüm, ihale masasındaki her aktör için teminat yapısının yeniden kurgulandığı anlamına geliyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın Aralık 2025'te Meclis'e sunduğu bütçe sunumuna göre, mevcut KÖO ve yapı-işlet-devret (YİD) sözleşmeleri kapsamında önümüzdeki üç yıl boyunca toplam 678 milyar TL'yi aşan bir ödeme yükümlülüğü bulunuyor. Otoyollar, köprüler ve şehir hastaneleri bu tablonun baskın kalemi. Şehir hastaneleri için yalnızca 2026 bütçesinde öngörülen kira ve hizmet bedeli ödemeleri, sağlık bütçesinin önemli bir dilimini sabitlemiş durumda. Bu koşullu kalemler, bütçe esnekliğini daraltıyor ve Hazine'nin yeni projelere verebileceği güvenceyi sınırlıyor.
OVP 2026-2028, kamu maliyesi alanında üç temel reform başlığını önceliklendirir: Kamu İhale Reformu, KİT yönetişiminin güçlendirilmesi ve mahalli idareler için daha işlevsel mali kurallar. Her üç başlık da proje sponsorları için dolaylı ama belirleyici sonuçlar doğuruyor. Kamu ihalelerindeki şeffaflık standartlarının yükseltilmesi, yeni altyapı projelerinde risk paylaşım modellerinin yeniden müzakere edilmesini zorunlu kılıyor. Kamu İktisadi Teşebbüsleri bünyesindeki bazı altyapı varlıklarının devlet bilançosundan ayrıştırılması ya da özelleştirme benzeri yapılara taşınması da gündemde. Dünya Bankası'nın Türkiye kamu maliyesi incelemeleri, bu tür yeniden yapılanmaların proje teminatı üzerindeki egemenlik şemsiyesini daraltabileceğine dikkat çekiyor.
KÖO sözleşmelerindeki kur garantisi, artık otomatik değil: Hazine seçici olmak zorunda.
Türkiye'de KÖO projelerinin finansman yapısı tarihsel olarak üç destek aracına yaslandı: Yatırım garantisi, gelir (talep) garantisi ve kur farkı güvencesi. Hazine, bu araçların birini ya da birkaçını kombinlemek suretiyle özel sektör finansmanını tetiklerdi. OVP'nin bütçe açığını 2025'te GSYİH'nin yüzde 3,6'sına indirme, 2027-2028 döneminde ise tek haneli enflasyona ulaşma hedefi, Hazine'nin kredi riski üstlenme kapasitesini görece kısıtlıyor. Pratikte bu; yeni nesil projelerde Hazine'nin tam kur garantisi vermek yerine, Türk lirası cinsinden belirlenen bir asgari gelir taahhüdüne yöneldiği anlamına geliyor. Uluslararası proje finansmanı danışmanlığı yapan kuruluşların değerlendirmelerine göre, bu değişim dolar veya euro cinsinden borçlanan özel taraf için kur riskini doğrudan bir maliyet kalemi haline getiriyor ve proje ekitasını artırmak ya da daha güçlü çok taraflı finansman desteği aramak zorunluluğunu beraberinde getiriyor.
Hazine güvencesinin daralması, uluslararası finans kuruluşlarının proje yapılarındaki ağırlığını artırıyor. Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve İslam Kalkınma Bankası'nın Türkiye'deki proje finansmanı portföyleri, kamunun seçici teminat politikasını tamamlayan birer tampon işlevi üstleniyor. Kreditörlerin siyasi risk güvencesi olarak gördüğü bu çok taraflı katmanın varlığı, özellikle enerji, su ve ulaştırma sektörlerindeki yeni projeler için münferit Hazine garantisinin yerini giderek dolduruyor. Bu eğilim, Türkiye'nin altyapı finansmanını uluslararası çerçevelerle uyumlu hale getirme sürecini hızlandırdığı için OVP'nin yapısal reformlarıyla örtüşüyor.
Yapısal bütçe reformlarının teminat mimarisine yansıması, yatırımcı açısından bir risk yeniden dağılımı anlamı taşıyor. Kısa vadede gelir garantili otoyol ve liman gibi sektörlerde mevcut sözleşmeler korunaklı görünürken, yeni imzalanacak sözleşmelerde devletin üstlendiği riskin sınırları daha dar çizilecek. Bu, özel tarafın daha güçlü öz sermaye getirisi talep etmesi ya da proje ihraç bedel modelini değiştirmesi anlamına geliyor. Buna karşın bütçe disiplinine duyulan güvenin artması, uzun vadeli projelerde ülke riski primini aşağı çekerek dolaylı olarak finansman maliyetini düşürebilir. Yatırımcı için mesele, kısa vadeli teminat daralmasının uzun vadeli kur ve ülke riski kazanımıyla ne zaman dengeleneceğini doğru okumakta düğümleniyor.
Türkiye'de KÖO alanında yetkili tek bir koordinasyon mercii bulunmuyor. Sağlık Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Ulaştırma Bakanlığı farklı yasal zeminlerde proje yürütüyor; bu da koşullu yükümlülüklerin konsolide edilmesini ve bütçe etkisinin doğru ölçülmesini güçleştiriyor. TEPAV'ın KÖO modeline ilişkin incelemeleri de bu dağınıklığın risk paylaşımında standardizasyonu engellediğini ortaya koyuyor. OVP'nin Kamu İhale Reformu başlığı, çerçeveyi belirli ölçüde merkezi bir zemine oturtmayı hedefliyor. Ancak uygulamadaki kurumsal koordinasyon sorunu çözülmeden, teminat mimarisinde kalıcı bir dönüşüm sağlamak güç olacak.
■ MİZAN HABER