
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
Onlarca yıldır gayri resmi kanallardan akan İran-Türkiye döviz transferleri, Hoy ve Maku serbest ticaret bölgelerinin devreye girmesiyle biçimsel ticaret rayina oturtulmaya çalışılıyor. Yatırımcılar için fırsatlar küçük değil; ama riskler de bir o kadar somut.
Doğu sınırında yıllarca iki ülke ekonomisi arasında akan para, resmi bankacı masasının onundan değil, sarrafin tezgahinin üzerinden geçti. Hawala olarak da bilinen bu informel transfer mekanizması, ABD yaptırımlarının Iran'i uluslararası bankacılık sisteminden koparmasiyla birlikte Türkiye-İran ticaretinin fiili omurgasına dönüştü. Şimdi iki hükümet, bu mekanizmayı ortadan kaldırmayı değil; serbest ticaret bölgeleri aracılığıyla biçimsellestirmeyi hedefliyor. Mayıs 2025'te İRAN EXPO'da imzalanan isbirligi protokolü ve Ocak 2024'teki Hoy mutabakatı, bu dönüşüm çabalarının en somut işaretleri oldu.
Türkiye Istatistik Kurumu verilerine göre iki ülke arasındaki resmi ticaret hacmi 2023'te yaklaşık 5,4 milyar dolar seviyesinde seyretti. Ancak uzmanlar ve sektör temsilcileri, kayıt dışı akışları da hesaba katıldığında gerçek ticari ilişkinin bu rakamın çok üstünde olduğunu vurguluyor. Doğal gaz ve petrokimya tabanlı ithalat, tekstil ve makine ihracatı ile sinir ticareti olarak tanımlanan gri alanlardaki mal hareketleri bir arada değerlendirildiğinde resmi veriler yetersiz kalmaktadır. Cumhurbaşkanlığı düzeydeki açıklamalarda iki ülkenin ticaret hedefinin 30 milyar dolara taşımak olduğu ifade edilmektedir. Bu hedefin gerçekleşmesi, öncelikle kayıt dışı akışların izlenebilir finansal kanallara yönlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Ocak 2024'te Ankara'ya gerçekleştirilen cumhurbaşkanı ziyaretinin ardından iki taraf, sinir hattının İran yakasındaki Hoy kentinde ortak bir serbest ticaret bölgesi kurulmasında mutabik kaldı. Bunu takip eden ayda Maku Serbest Bölge Örgütü ile Türkiye-İran Ekonomi Konsorsiyumu arasında imzalanan protokol, bölgeye yönelik somut bir isbirligi çerçevesi oluşturdu. Maku, Türk malları için corafi olarak kusursuz bir transit noktasıdır; aynı zamanda Iran'in ic pazarına ulasan bir kapıdan fazlası anlamına gelmektedir. Bu bölgelerde döviz kontrolü uygulanmaması, yabancı para birimlerinin serbest dönüştürülmesine ve sinir ötesi transferine izin verilmesi; sarraf kanallarından akan paranın bu bölgelere çekilmesi için güçlü bir teşviki oluşturuyor.
Serbest bölgelerdeki döviz serbestisi, hawala ağlarının biçimsel alana tas uyumlandirilan bir versiyonunu yaratma potansiyeli taşıyor. Bu hem fırsattir hem de uyum riski.
Türkiye'de faaliyet gösteren bir ihracatçı ya da yatirimi değer zinciri analizi yapan bir fon yöneticisi açısından bu gelisme uc somut fırsata işaret ediyor. Birincisi, alacak güvencesi sorunu: Halihazırda Iran'la ticaret yapan Türk firmaları ödeme tahsilatini çoğunlukla banka akreditifi yerine aracıkisi tanınan sarraf ağlarının garantisi üzerinde yürütüyor. Serbest bölge yapısı bu alacağı bilançolara kayıt ettirilebilir hale getirebilir. Ikincisi, değer zinciri konumlanması: Petrokimya, çimento, tekstil makinesinde Iran'a bağımlılığı olan Avrupalı veya Asya kökenli şirketler için Maku ya da Hoy, Türk ortağı üzerinden Ankara'nın siyasi kosunmundan yararlanan bir montaj ve depolama merkezi işlevi görebilir. Üçüncü fırsatsa altyapı yatirimi. Her iki bölgenin de lojistik, soğuk depolama ve gümrük tesisi kapasitesini genişletmesi gerekmekte; bu da Türk inşaat ve lojistik sektörüne somut bir is kapısı açmaktadir.
Tablo tamamen risksiz değil. ABD Hazinesi 2025 boyunca, İran bağlantılı mallar transfer ettiğinden şüphelenilen Türk şirketlerini kara listeye almaya devam etti. Ekim 2025'te tek bir ABD Ticaret Bakanlığı kararnamesiyle dokuz Türk şirketi Varlık Listesi'ne eklendi; bu, Türk şirketlerine yönelik tek seferlik en kapsamlı listeleme eylemlerinden biriydi. Kimyas, havacılıği bile kesen bu yaptırımların sinir bölgelerinde kurulacak yeni ticaret omurgalarini doğrudan etkileyebileceği açiktir. Bu nedenle serbest ticaret bölgeleri üzerinden Iran'a açılmayı değerlendirecek her Türk ya da yabancı şirketin öncelikli gündem maddesi ABD Hazinesi'nin OFAC kuralları ve AB uyum çerçeveleri olmalı. Hukuki danışmanlık masrafı, bu ticaretin kur marjınini ciddi şekilde eroduyabilir.
Kayıt dışı akışların biçimsel kanala kaymasının önünde yalnızca yaptırıim riski değil, yapısal engeller de bulunuyor. Iran'in uluslararası SWIFT sisteminden dışlanmis olması, serbest bölgede faturalanan bir işlem bile olsa ödemeyi Türk bankaları üzerinden yürütmeyi neredeyse imkansiz kılıyor. Olası çözüm yolları arasında kripto varlık takas protokolleri, üçüncü ülke banka koridorları ve Rus ruble koridoru üzerinden uzlaş birikimi sayılabilir; ancak bunların hiç biri ne hızlı ne de tamamen uyumlu. Serbest bölge modelinin gerçek anlamda işlemesi için iki ülkenin doğal gaz, petrol ve petrokimya ticaretini bölge altyapısından geçirmesi zorunlu; bu alanda karşılıklı bir teşvikler mimarisi henüz şekillenmiş değil.
Serbest ticaret bölgeleri, kayıt dışı akışların biçimsel ticaret rayina oturtulmasında gercekci bir katalizör işlevi görebilir. Ancak bu potansiyelin somut ticaret büyümesine dönüşmesi, SWIFT engeli aşılmadan ve yaptırımlara ilişkin uyum çerçeveleri netleştirilmeden mümkün görünmüyor. Analistlerin yüz milyar doların üzerinde olduğunu tahmin ettiği kalıt dışı İran-Türkiye döviz akışı karşısında sinir bölgelerinin mevcut kapasitesi sembolik kalmaya mahkum. Sonuç olarak, kısa vadede bu bölgelerin sunacağı en somut katma değer, ticaret finansmanında belgeleme standartlarını yükseltmek ve küçük-orta ölçekli Türk ihracatçılar için alacak tahsilatini güvence altına almaktır. Büyük ticaret hacimlerinin bu kanallara geç akacagi beklentisiyle pozisyon almak ise yüksek sabır eşiği gerektiren uzun vadeli bir bahse benziyor.
■ MİZAN HABER