
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
Türkiye, ilaç üretiminde aktif madde ithalatını kırmak için biyoteknoloji yatırımlarını kamu kaynaklarıyla destekliyor. Ancak sahada ölçülen verimlilik, harcanan kaynakla orantılı değil.

Türkiye ilaç sektörü 2024 yılında yaklaşık 9,1 milyar dolar büyüklüğe ulaştı; ancak aynı yıl sektörün ithalatı 6,2 milyar doları aşarken ihracat yalnızca 2,3 milyar dolar civarında kaldı. Dört milyar dolara yakın döviz açığının tam ortasında aktif farmasötik bileşen (API) meselesi duruyor. İlaç formülasyonunun özünü oluşturan bu hammaddelerin ezici çoğunluğu Çin ve Hindistan başta olmak üçüncü ülkelerden temin ediliyor. Devlet bu tabloya yıllar içinde ciddi teşvik paketleriyle yanıt verdi. Bununla birlikte sahadan gelen bulgular, kamu kaynağının verimliliği konusunda piyasa oyuncuları arasında artan bir soru işaretine işaret ediyor.
Türkiye'de biyoteknolojik ilaç pazarı 2024 itibarıyla 60,9 milyar TL büyüklüğe ulaştı. Bu pazarı oluşturan 410 farklı farmasötik formdan yalnızca 40'ı yurt içinde üretiliyor; geri kalanı ithal ediliyor. Geleneksel kimyasal ilaçlarda ise tablo farklı görünse de özünde benzer: Türk ilaç fabrikaları çoğunlukla formülasyon adımını yurt içinde tamamlıyor, oysa bunu mümkün kılan API'yi yurt dışından satın alıyor. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu verilerine göre 2024 ortası itibarıyla ülkede faaliyet gösteren 13 hammadde (API ve ham madde) üretim tesisi bulunuyor. Bu sayının 109 farmasötik üretim tesisine oranı, hammadde üretiminin hâlâ sistematik bir zayıflık taşıdığını ortaya koyuyor.
Hükümetin konuya verdiği yanıt çok katmanlı bir teşvik mimarisi biçiminde şekillendi. Cumhurbaşkanlığı tarafından yürürlüğe konan Ulusal Biyoteknoloji Stratejisi ve Eylem Planı (2023-2028) çerçevesinde 200 milyon dolarlık bir kamu taahhüdü öngörüldü. Plan, Ar-Ge desteklerini, kamu-özel ortaklıklarını ve düzenleyici süreçlerin hızlandırılmasını kapsıyor. Paralel kanalda TÜBİTAK, 2024-2025 öncelikli Ar-Ge konuları listesine biyoteknoloji ve sağlık teknolojilerini açıkça yerleştirdi. Mayıs 2026'da duyurulan Teknoloji Hamlesi Çağrı Programları ise TÜBİTAK ve KOSGEB desteklerini yatırım teşvikiyle tek bir çatıda birleştirdi; biyoteknoloji ile sürdürülebilir yaşam teknolojileri programına dahil 73 ürün, 34 kritik hammadde ve 86 teknoloji alanı tanımlandı. Öte yandan 12. Kalkınma Planı (2024-2028) da ilaç ve tıbbi cihaz sektörlerini yerli üretimin öncelikli hedefleri arasında saydı.
410 biyoteknolojik ilaç formundan yalnızca 40'ı Türkiye'de üretiliyor. Kamu teşvikleri yıllar içinde milyarlarca liraya ulaşırken bu oran neden anlamlı ölçüde değişmiyor?
Yatırım teşvik belgesi hacminin son yıllarda 1,1 milyar dolara yaklaştığı belirtilirken ilaç üretim endeksi 2024 yılında ciddi bir kırılma yaşadı: Aralık ayında sektör üretim endeksinde yüzde 19,6'lık düşüş kaydedildi. Teşvik miktarı ile üretim performansı arasındaki bu makası açıklayan birkaç yapısal etken öne çıkıyor. Birincisi, fiyat-kur makası sorunudur. Türk ilaç fiyat düzenlemesi referans fiyatlarını Avrupa kurlarına bağlarken üretim maliyeti TL bazında artıyor; bu baskı firmaları yerli API geliştirmek yerine daha ucuz ithal malzemeye yöneltiyor. İkincisi, ölçek sorunu: Yerli API üretimi için gereken yatırım hacmi küçük ve orta ölçekli firmaların bilançolarını zorlayan bir eşik gerektiriyor. Üçüncüsü ise düzenleyici gecikme: Onay süreçlerinin uzunluğu, Ar-Ge'den ticari üretime geçiş süresini uzatıyor.
Sektörde en somut örnek olarak öne çıkan isimlerden biri 2016 kuruluşlu Yerlika Biopharma. Şirket, Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi'ndeki GMP sertifikalı tesisinde biyobenzer ve monoklonal antikor üretimi yapıyor; yerli biyoteknolojik API üretiminde tarihsel bir kilometre taşına ulaştığını duyurdu. Bununla birlikte bu tür pionyer girişimler henüz sistematik bir endüstri dönüşümüne zemin oluşturacak sayı ve kapasite büyüklüğüne erişmiş değil. Sektör gözlemcileri, kamu teşviklerinin büyük bölümünün formülasyon tesislerine aktığını, oysa asıl stratejik boşluğun API süreç geliştirme ve ölçeklendirme aşamasında bulunduğunu vurguluyor. Yatırımın nereye akar değil, nerede birikir sorusu, teşvik tasarımının temel tartışma ekseni haline geliyor.
Hint ilaç sanayisi API dışa bağımlılığından çıkışını 1990'lardaki süreç patent reformlarıyla değil, devlet güdümlü Ar-Ge altyapısı ve uzun vadeli vergi avantajları kombinasyonuyla gerçekleştirdi. Güney Kore ise biyobenzer ihracatında küresel bir konum edinirken Samsung Biologics gibi holdingleri büyük ölçüde kamu garantili krediler ve düzenleyici hız avantajıyla büyüttü. Bu modellerin ortak paydası, teşviklerin yalnızca yatırım sertifikasına değil, çıktı metriklerine (ihracat hacmi, patent tescili, API lisans sayısı) bağlanmasıdır. Türkiye'nin mevcut teşvik mimarisinde çıktı koşulluluğu henüz yeterince işlenmiş bir mekanizma değil.
Türk ilaç pazarının 2030'a dek 15,4 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Bu büyüme, yerli API üretimini başarıyla ölçeklendirebilecek şirketler için yapısal bir fiyatlama avantajı anlamına geliyor: İthalat dövizinden arındırılmış bir maliyet yapısı, kur oynaklığı ortamında ciddi rekabet gücü sağlıyor. Ancak bunu değerlendirebilmek için bir firmanın ortalama 7-10 yıllık geri dönüş döngüsüne ve düzenleyici belirsizliğe dayanacak bir bilanço yapısına ihtiyacı var. Bu nedenle yabancı doğrudan yatırımcılar, Türkiye'nin API segmentine girerken kamu ortaklığı modellerini ve Avrupa İlaç Ajansı uyumlu düzenleyici yolları öncelikli güvence unsuru olarak arıyor. Kamu teşviklerinin verimliliği, yalnızca para miktarıyla değil bu güvencelerin ne kadar sağlam inşa edildiğiyle ölçülecek.
■ MİZAN HABER