
Sözleşmelerin Gerçek Referansı: On İki Aylık Ortalama Yüzde 31,90
Kira ve tedarik sözleşmelerinin çoğu manşet enflasyona değil on iki aylık ortalamaya endeksli. Temmuz'da yüzde 31,90'a çıkan bu gösterge, yıl sonu maliyet planlamasının asıl girdisi.
Küresel tedarik zinciri çeşitlendirmesi tartışmaları Türk gemi inşasını gündemine taşırken sektör, sipariş kaybı ve maliyet baskısıyla boğuşiyor. Kapasite artışı senaryosu ne kadar gercekci?

Batı'nın tedarik zincirini Çin'den uzaklaştırma refleksi, konteyner taşımacılığı gündemini yeniden sekillendiriyor. 'Çin Artı Bir' (China+1) stratejisi artık yalnızca üretim lokasyonunu değil, gemi sipariş haritasını da etkileyecek bir büyüklüye ulaştı. Ancak bu dalganın Türkiye'nin geleneksel kuvvet merkezi olan Tuzla ve Yalova tersanelerine ne ölçüde yansıyacağı, sahada gözlemlenen gerilimlerle birlikte düşünüldüğünde, tahminlerin işaret ettiğinden çok daha karması bir tablo ortaya koyuyor.
S&P Global Maritime Intelligence verilerine göre, 2021-2025 arasında küresel konteyner gemi sipariş defteri 10,2 milyon TEU'ya ulaştı. Bu rakam, önceki on yıllık toplam yeni inşaatın çok üstünde. Filo/sipariş oranı yüzde 31-35 bandına yükselerek 2010'dan bu yana görülmemiş seviyelere ulaştı. Seatrade Maritime'in tahminlerine göre, yalnızca 2026'da 2,4 milyon TEU'luk yeni kapasite teslim edilecek. Basite indirgemek gerekirse, piyasa halihazırda fazla kapasite sorunuyla boğuşurken sipariş defteri büyümeye devam ediyor.
Bu tablonun arka planinda, Çin tersanelerinin küresel siparişin yaklaşık yüzde 63'unu karşılaması ve konteyner gemisi sözleşmelerinin yüzde 78'ini tek başına kapmasina rağmen, Batı'li armatoclerin alternatif tersane arayı gittikce somutlaşıyor. Çin'den büyüme odağını kaydırmak isteyen Avrupalı ve Amerikalı tedarik zincirleri, Vietnam, Hindistan ve Türkiye gibi alternatifleri masaya yatırıyor. Teorik olarak, bu yön değişikliğinin bir parçası Türkiye'nin tersane kapasitesine yeni sipariş akışı sağlamali. Türkiye, Çin, Gney Kore ve Japonya dışındaki uc büyük rakiple ölçüşturuldugunde yalnızca dört konteyner gemisiyle son sırada yer alıyor.
Ancak Türkiye'nin fiili durumu, fırsat söylemine ters dusuyor. Gemi ve Yat İhracatçılar Birligi (GYHiB) verilerine göre gemi ihracatı 2025'in ilk aylarında yüzde 27,5 geriledi; Haziran'da ise yüzde 61,8 çekilerek 84 milyon dolara indi. Bu tablo, ihracatin yüzde 40 daraldığı Mart rakamından bile daha keskin. Sektörü tarihsel olarak besleyen Norveç piyasasına Haziran'da hiçbir ihracat yapılamaması, birinin dikkatini çekmesi gereken bir kırılma noktası. Bir yıl önce aynı ayda 60 milyon dolar seviyesinde olan bu kalem sıfırlanmış durumda. GYHiB Yönetim Kurulu Başkanı Cem Seven'in kamuoyuna yansımış açıklamalarında vurguladığı üzere, sektördeki işsizlik oranı yüzde 10'u geçmiş, Tersan gibi önde gelen firmalar yurt dışı tersane yatırımlarına yön vermek zorunda kalmıştır.
Küresel konteyner sipariş defteri 10 milyon TEU'yu geride bıraktı; Türkiye bu tabloda yalnızca dört gemiyle temsil ediliyor.
Sektörün önündeki en büyük engel doğrudan fiyatlama matematigine dayanıyor. Yüksek enflasyon ortamında kur, enflasyonla orantılı yükselmediginde üretim maliyetleri dolar bazında pahalilasıyor. Ekonomim'de yer alan sektör analizlerine göre Türk tersaneleri, önce nişle rakiplerini geride bıraktığı Norveç pazarında, üretim maliyeti esitlenmesine bağlı olarak rekabet gücü kaybetti. Dövizdeki asimli oynaklık ve yabancı para cinsinden kredi kısıtlamaları, finansman erişimini daha da daraltıyor. Gemi inşasının gerekli kıldığı uzun vadeli döviz bazlı finansman ortamında bu kısıtlamalar kısır döngü yaratıyor: sipariş yok, kredi yok; kredi yok, rekabetçi fiyat yok.
Tuzla tersaneler bölgesi kimyasal tanker, refakat gemisi ve savunma platformlarında güçlü bir referans portföyüne sahip. Yalova'da ise RMK Marine'in 70 bin metrekarelik yeni yat tersanesi yatirimi one çıkıyor; tesiste 150 metreye kadar tekne kapasitesi, uzmanlaşmış hangarlar ve yüzer havuz planlanmış durumda. Bu yatırım 2026 sonu 2027 başında tam kapasite hedefleniyor. Ancak buradaki büyüme, yüksek değerli yat ve megayat segmentine yönelik olup konteyner gemi inşasıyla doğrudan rekabet etmiyor. Konteyner taşımacılığı, birim maliyet hassasiyeti en yüksek segment olmaya devam ediyor; bu neden Çin ve Kore'nin hemen hiç pay bırakmadiği bir alandır.
BCG'nin 2024 yılında 180 Avrupalı üretici şirketle yürütügu ankete göre, şirketlerin yüzde 91'i Çin+1 stratejisini 2025-2026 sürdürülebilirlik raporlarına işlemiş; yarıya yakın bir kesim ölçülebilir hedefler koymuştur. Ancak tedarik zinciri çeşitlendirmesi, gemi inşası siparişiyle otomatik olarak eşleşmiyor. Armatocun kararını belirleyen etkenler arasında tersanenin teknolojik altyapısı, teslim güvencesi ve ekipman tedarik zinciri geliyor; salt coğrafi konum ikincil kaluyor. Türk tersanelerinin güçlü olduğu savunma ve nisvar segmentlerde çok düzey kazanılmış olsa da büyük konteyner gemisi inşa kabiliyeti hem finansman hem de tersane ölçeği açısından henüz rekabetçi seviyede değil.
Çin+1 dinamiğinin Türk tersanelerine yaratabileceği büyüme potansiyeli şu anda teorik düzeyde kalıyor. Gerçek katalizörler uc noktada toparlanabilir: birincisi, Dövizdeki yapısal istikrar ve döviz bazlı gemi finansmanına erişimin kolaylaşması; ikincisi, orta büyüklükte konteyner gemisi veya feeder kap alanında arge yatirimi ve ticaret finansman güvencesi; üçüncüsü, AB'nin tasdik ettiği Avrupa Yeşil Mutabakatı uyumlu yakıt teknolojileri (amonyak, LNG hibriti) alınında farklılaşmış nisvari pozisyon. Bu ucunun yokluğunda, Tuzla ve Yalova için en makul senaryo; konteyner ağırlıklı büyüme değil, savunma, megayat ve çevresel uyum gerekçesiyle modernize edilmiş kimyasal tanker segmentinde kademeli kapasite artışı olmaya devam ediyor. Küresel konteyner orderbook'unun rekor büyüklüğe ulaştığı bir ortamda fazla kapasite riski tasıyan bir pazara giriş stratejisi, son derece dikkatli bir fizibilite analizi gerektiriyor.
■ MİZAN HABER