
Savunma ve Havacılık İhracatı Temmuz'da 1,12 Milyar Dolar
Sektör ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,4 arttı. Ocak-Temmuz döneminde 5 milyar 787 milyon dolara ulaşan ihracat, 8 milyar dolarlık yıl sonu hedefine yaklaşıyor.
İstanbul Sanayi Odası'nın 2025 araştırması, savunma ve havacılık firmalarının Türkiye ihracatındaki ağırlığını tescilledi. TUSAŞ, Roketsan, Aselsan ve Otokar ilk 30'a girerken sektörün toplam ihracatı 10 milyar doların eşiğini aştı.

İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) her yıl yayımladığı 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasının ihracat sıralaması, bu kez farklı bir tablo ortaya koydu: Otomotiv ve petrokimya şirketlerinin hâkim olduğu listenin üst bölgelerine, savunma ve havacılık firmaları yerleşti. Araştırmada veri paylaşan 11 savunma şirketinin toplamda 6 milyar 773 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmesi, sektörün Türkiye ekonomisindeki yapısal dönüşümün en somut göstergelerinden biri olarak öne çıktı.
Sıralamanın en dikkat çekici bulgusu, dört savunma şirketinin genel ihracat endeksinde eş zamanlı olarak ilk 30'a girmesi oldu. TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii) 1 milyar 33 milyon dolarlık ihracatla 14'üncü sıraya yerleşirken, kara sistemleri üreticisi Otokar 891 milyon dolar ile 17'nci oldu. Roketsan 733 milyon dolar ihracatla 22'nci sıraya konumlanırken, Aselsan 492 milyon dolar ile 29'uncu basamakta yer aldı. Bu dört şirket, genel sıralamada savunma dışı sektörlerin köklü holdingleriyle omuz omuza yarıştı.
İSO'nun sanayici veritabanındaki rakamlar, münferit bir tablo sunmuyor. Savunma Sanayii Başkanlığı'nın (SSB) derlediği verilere göre Türkiye'nin savunma ve havacılık sektörünün 2025 yılı toplam ihracatı, mal ve hizmet birlikte, yaklaşık 10 milyar dolara ulaştı. Anadolu Ajansı'nın aktardığı değerlendirmelere göre bu rakam, 2024 yılına kıyasla yüzde 30'u aşan bir büyümeye işaret ediyor. Roketsan'ın yönetim kurulu, 2026 hedefini de yüzde 40'ın üzerinde artışla 14 milyar dolar olarak belirledi.
Dört savunma şirketinin İSO 500 ihracat listesinin ilk 30'una girmesi, sektörün artık Türkiye'nin ihracat profilini şekillendiren bir ağırlık merkezi haline geldiğini gösteriyor.
Aselsan, 2025 yılında 58 ülkeyle yeni sözleşme imzalayarak toplam ihracat müşteri tabanını 95 ülkeye genişletti. Polonya ile imzalanan yaklaşık 410 milyon dolarlık elektronik harp sistemi anlaşması, Türkiye'nin bir NATO üyesine bu ölçekte elektronik harp teknolojisi ihraç ettiği ilk örnek olarak kayıtlara geçti. Baykar ise gelirinin yüzde 90'ını ihracattan karşıladığını açıkladı; 2024 verilerine göre yurt dışı satışları 1,8 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, şirketi küresel insansız hava araçları pazarının belirleyici oyuncuları arasına taşıdı.
Borsada işlem gören Aselsan (ASELS) ve Roketsan gibi şirketlerin ihracat büyümesi, uluslararası yatırımcıların takip ettiği temel performans göstergelerinin başında geliyor. Yüksek döviz geliri, kur riskini kısmen dengeleme ve marj koruması bakımından savunma hisselerini güvenli liman olarak konumlandırıyor. Öte yandan SSB ile Aselsan, Roketsan ve Havelsan arasında imzalanan yaklaşık 6,5 milyar dolarlık ÇEDAM (Çelik Kubbe Hava Savunma Sistemi) sözleşme paketi, sipariş defterlerini yıllara yayacak öngörülür bir gelir akışı yaratıyor. Analistler, sözleşme büyüklüğünün şirketlerin ciro tahminlerine olumlu yansımasını 2026'nın ilk yarısında fiyatlanmaya başlayacağını değerlendiriyor.
Türkiye'nin savunma ihracatındaki ivme, yalnızca Orta Doğu ve Afrika pazarlarıyla sınırlı kalmıyor. Avrupa'nın yeniden silahlanma gündemine paralel biçimde NATO üyelerine yönelik satışlar artıyor; Aselsan'ın Polonya hamlesinin ardından başka AB üyesi ülkelerle de müzakerelerin sürdüğü biliniyor. Defence Turkey ve Hurriyet Daily News'ün aktardığı sektör değerlendirmelerine göre 2026 yılı, KAAN muharip uçağının seri üretim hazırlıkları ve yeni deniz platformlarıyla birlikte ihracat portföyünü çeşitlendirecek kritik bir eşik niteliği taşıyor. Bu tablo, sektöre özgü bir büyüme anlatısını pekiştiriyor: Savunma artık Türkiye'nin sanayi kimliğinin çekirdeğinde.
Bazı ekonomistler, küresel jeopolitik gerilimin savunma harcamalarını şişirdiğini ve bu etkinin kalıcılığını sorguluyor. Ne var ki İSO 500 verisinin gösterdiği şey yalnızca satış rakamı değil; savunma şirketlerinin üretim hacmi, istihdam ve katma değer bakımından da Türkiye sanayiinin üst ligine taşındığı. Yerli katkı oranının yüzde 80'i aştığı açıklanan proje sayısının artışı, bu dönüşümün salt sipariş kaynaklı değil, teknoloji birikimi ve Ar-Ge altyapısına dayalı olduğuna işaret ediyor. Yatırımcı ve sanayi yöneticileri açısından belirleyici soru şu: Bu yapısal derinlik, konjonktür dönüşümünde şirketi yeterince ayakta tutabilir mi?
■ MİZAN HABER