
Fiyat Düşerken Rekor Alım: Merkez Bankaları Çeyrekte 289 Ton Altın Aldı
Altın on yılın en sert çeyreklik değer kaybını yaşarken merkez bankaları net 289 ton alım yaptı. Yıllık bazda yüzde 62 artış, serinin en güçlü ikinci çeyreği anlamına geliyor.
Enflasyonun geri çekilmesiyle birlikte Türkiye'nin kurumsal borçlanma piyasası tarihinin en hareketli dönemlerinden birini yaşıyor. Enerji başta olmak üzere birden fazla sektör, tahvil ihracını uzun vadeli finansman aracına dönüştürdü.

Türkiye'de kurumsal tahvil ihracı, 2025 yılı boyunca art arda rekorlar kırdı. Merkez Bankası'nın sıkı para politikasını sürdürürken enflasyonun belirgin biçimde gerilemeye başlaması, şirketlerin borçlanma maliyetlerine ilişkin beklentilerini dönüştürdü ve pek çok kurumun banka kredisi yerine tahvil piyasasına yönelmesine zemin hazırladı. Bu tablonun en çarpıcı boyutu ise uzun vadeli ihraçlarda ortaya çıktı: Piyasanın tarihsel olarak kısa vadeli kaldığı bir yapıda, bazı şirketler artık 5 ila 7 yıl vadeli enstrümanlarla fon topluyor.
Reel sektördeki rekor ihraçların en güçlü imzası enerji şirketlerinden geldi. Enerjisa Enerji, 2025 yılında önce 5,25 milyar TL nominal tutarla o güne kadar görülen en büyük reel sektör tahvil ihracını gerçekleştirdi. Kısa süre sonra bu kaydı da silip attı: 7 yıl vadeli ve 10 milyar TL nominal tutarındaki yeni ihraç, hem büyüklük hem de vade açısından tüm zamanların zirvesine oturdu. Bloomberg HT'nin haberleştirdiği bu işlem, piyasaya aynı anda iki mesaj verdi: Kurumsal yatırımcıların uzun vadeli TL enstrümana iştahı artıyor ve enerji altyapısına yönelik finansman ihtiyacı giderek daha sofistike yapılarla karşılanabiliyor. Şirket, sağlanan kaynağı şebeke altyapısının güçlendirilmesi ve yenilenebilir enerji dönüşümünün hızlandırılmasına yönlendireceğini açıkladı.
Finans sektörünün tahvil ihraçlarındaki payı geleneksel olarak yüksek olmakla birlikte, 2025'te dikkat çekici bir nitelik dönüşümü yaşandı. Bankalar, çekirdek sermaye tabanını güçlendirmek amacıyla AT1 ve Tier 2 uyumlu borçlanma araçlarına yöneldi. Yurt içi sermaye piyasalarının yanı sıra uluslararası arenada da Türk bankacılık sektörü aktif bir ihraççı oldu. Körfez bankalarının Türkiye varlığının derinleşmesiyle birlikte, GCC kaynaklı talep de tahvil piyasasına ek bir likidite katkısı sundu. Zawya'nın aktardığı piyasa değerlendirmelerine göre, bu eğilimin önümüzdeki 12 aylık dönemde de güç kaybetmeden süreceği öngörülüyor.
7 yıl vadeli 10 milyar TL'lik tahvil ihracı, hem büyüklük hem de vade açısından Türkiye reel sektörünün tüm zamanlar rekoru olarak kayıtlara geçti.
Finansal kurumların dışında ihraç hacminin sınırlı kaldığı alanlarda ise yenilenebilir enerji ve çimento sektörleri öne çıktı. Piyasa gözlemcileri bu iki segmentin, siyasi belirsizlik dönemlerinde bile ihraç sürecini tamamlayabilen nadir kurumsal aktörler arasında yer aldığını vurguluyor. Yenilenebilir enerji şirketleri, uzun vadeli nakit akışı öngörülebilirliği ve devlet garantili alım sözleşmeleri sayesinde tahvil ihraçlarında daha güçlü bir kredi profili sunabiliyor. Çimento sektörünün ilgisi ise büyük ölçüde kapasite genişletme ve enerji verimliliği yatırımlarından kaynaklanıyor.
Türkiye kurumsal tahvil piyasasının yapısal kırılganlıklarından biri, tarihsel olarak 1 ila 2 yıl arasında sıkışan vade profiliydi. 2025'te bu tablo değişmeye başladı. Yatırımcıların enflasyonun kalıcı biçimde gerilemesine ilişkin inançları güçlendikçe, uzun vadeli TL enstrümanlara olan talep de belirgin biçimde arttı. Piyasa analistleri, bu eğilimin 2026'da da devam edeceğini ve henüz ilk kez ihraç yapacak şirketlerin de sürece dahil olabileceğini öngörüyor. Nuveen gibi uluslararası varlık yöneticilerinin Türk borçlanma araçlarını giderek daha ilgi çekici bulduğuna dair açıklamaları, dış yatırımcı algısındaki dönüşümü de somutlaştırıyor.
Kurumsal ihraç iştahını besleyen en kritik etken, Merkez Bankası'nın faiz indirim döngüsüdür. TCMB, 2025 yılı boyunca politika faizini kademeli olarak düşürdü: Temmuz ayındaki 300 baz puanlık indirimle başlayan süreç, yılın sonuna kadar belirgin bir gevşeme sağladı. Haziran 2026 itibarıyla para politikası kurulunun faizi sabit tutması, piyasada belirsizlik yarattıysa da şirketlerin orta vadeli maliyet hesaplamalarını yapabilmelerinin önü açık kaldı. Enflasyonun ana eğilimindeki gerileme, tahvil ihraçlarında hem alıcı hem de satıcı tarafının güvenini tazeleyen temel dinamik olmaya devam ediyor.
Piyasa katılımcıları, 2026 yılında birincil tahvil piyasasının daha da derinleşeceği konusunda geniş ölçüde hemfikir. Siyasi volatilitenin kısmen yatışması nedeniyle 2025'te ihraç planlarını ertelemiş bazı kurumsal oyuncuların yeni yılda piyasaya adım atması bekleniyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen olumlu görünüm revizyonları, yabancı yatırımcıların Türk kurumsal tahvillerine ilgisini canlı tutuyor. Bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, Türkiye borçlanma piyasasının yalnızca hacim değil, yapısal derinlik açısından da yeni bir eşiğe taşındığı görülüyor.
■ MİZAN HABER