Piyasalar

Türkiye'nin Risk Primi 5 Yılın Dibine İndi: Piyasalar Ne Söylüyor?

Beş yıllık kredi temerrüt swapları 225 baz puana gerilerken, Türkiye'nin uluslararası borçlanma maliyeti pandemi öncesi seviyelere yaklaşıyor. Arka planda hem yapısal hem jeopolitik bir hikaye var.

Serhan Kılıçoğlu· 5 dk okuma
Türkiye'nin Risk Primi 5 Yılın Dibine İndi: Piyasalar Ne Söylüyor?
Görsel: Itidal (CC BY 4.0) · Wikimedia Commons

Türkiye'nin beş yıllık kredi temerrüt swap (CDS) primi, Haziran 2026'nın ortasında 225 baz puana gerileyerek Şubat 2020'den bu yana görülen en düşük seviyeye indi. Pandeminin henüz bir 'kriz senaryosu' olarak kodlanmadığı o dönemin eşiğine dönmek, yalnızca bir rakamsal tesadüf değil; Türk varlıklarına yönelik risk algısının köklü biçimde değiştiğinin somut bir kanıtı. Hazine'nin yılbaşında 3,5 milyar dolarlık eurotahvil ihraçıyla açtığı kapı, CDS'teki bu gerilemeyle çok daha geniş aralanmış görünüyor.

CDS Nedir ve Bu Seviye Neden Önemli?

Kredi temerrüt swapları, yatırımcıların bir ülkenin devlet borcuna karşı sigorta satın aldığı türev araçlardır. Prim ne kadar yüksekse, piyasanın o ülkeye biçtiği temerrüt riski de o denli büyük demektir. Temmuz 2022'de yıllık enflasyonun yüzde 78,6'ya dayandığı dönemde Türkiye'nin CDS'i 882 baz puana çıkmıştı. Bugün aynı göstergenin 225 seviyesine yaklaşması, yaklaşık dört yılda gerçekleşen yapısal bir dönüşümün işareti olarak okunuyor. Dünya ve Reuters takibindeki verilere göre bu seviye, benzer makro profildeki pek çok gelişen piyasa rakibinin üzerinde, ancak trendi keskin biçimde aşağı yönlü.

Gerilemeyi Tetikleyen Üç Unsur

Analistler Türkiye'nin risk primindeki düşüşü üç temel eksen üzerinden açıklıyor. Birincisi, 2023 ortasından itibaren sürdürülen sıkı para politikası ve dezenflasyon programı. Mayıs 2024'ten bu yana 15 ay art arda gerileyen enflasyon oranı, en son yüzde 32,9 bandına inmiş durumda. Merkez Bankası'nın brüt rezervleri ise 180 milyar dolar civarına yükselmiş. Bloomberg verilerine göre bu çerçeve, yabancı portföy yatırımcısının Türk devlet kağıtlarına olan talebini geri getirdi. İkincisi, jeopolitik denkleme ilişkin bekleyişler. ABD ile İran arasında İsviçre'de imzalanması beklenen anlaşmanın yarattığı iyimser hava, başta enerji ithalatçısı konumundaki Türkiye olmak üzere bölgedeki gelişen piyasalarda risk primlerini genel olarak aşağı çekti. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Orta Doğu gerilimlerinin tırmandığı dönemde 327 baz puana kadar yükselen CDS, barış beklentisiyle yaklaşık 100 baz puan geriledi. Üçüncüsü ise küresel fon akışlarının yönü. Bank of America, 2026'da gelişen piyasalara yönelik fon girişlerinin artacağını ve Türkiye'nin bu dönüşümün başlıca yararlanıcıları arasında yer aldığını öngörüyor.

882 baz puandan 225'e: Türkiye'nin CDS yolculuğu, dört yılda gerçekleşen yapısal bir güven onarımının özeti niteliğinde.

Eurobond Piyasasındaki Yankısı

CDS'teki gerilemenin en doğrudan somut yansıması borçlanma maliyetlerinde görülüyor. Türkiye Hazinesi yılın ilk haftasında 2033 vadeli tahvilleri yüzde 6,35, 2038 vadeli tahvilleri ise yüzde 6,9 faizle fiyatlamayı başardı. GlobalCapital'in aktardığı analist yorumlarına göre olumlu teknik ortam ve talepte gözlemlenen kaliteli yatırımcı profili, yıl içindeki sonraki ihalelerin de benzer koşullarda gerçekleşebileceğine işaret ediyor. Türkiye, 2025 boyunca uluslararası piyasalardan toplamda 13 milyar dolar borçlanmıştı. Analistler 2026 için bu rakamın daha avantajlı koşullarda aşılabileceğini değerlendiriyor.

Yatırımcı İçin Ne Anlam Taşıyor?

CDS primindeki düşüş, farklı varlık sınıfları için farklı sinyaller üretiyor. Sabit getirili tarafta, Türk tahvil ve eurobondları taşıdıkları getiri yüzdeleri nedeniyle değer arayan portföyler için çekiciliğini koruyor. PineBridge Investments'ın 2026 görünüm raporuna göre gelişen piyasa borç enstrümanlarında yüksek faiz taşıyan varlıklar, düşen dolar ortamında teknik açıdan güçlü destek buluyor. Türkiye bu kategoride ön sıralarda. Hisse senedi tarafında ise düşen risk primi, teorik olarak çarpan yeniden fiyatlamasına zemin hazırlıyor. Borsa İstanbul'da yabancı yatırımcı pozisyonunun hâlâ tarihsel ortalamalarının gerisinde seyretmesi, bu tabloyu daha da dikkat çekici kılıyor. Döviz tarafında, rezerv birikiminin sürmesi ve cari dengedeki iyileşme belirtileri Türk lirası oynaklığını nispeten dizginlerken, seçici yabancı girişleri için sığ getiri fırsatları ortaya çıkıyor.

Risk Faktörleri Göz Ardı Edilemez

Bu tablonun kalıcılığı birkaç koşula bağlı. Her şeyden önce, dezenflasyon sürecinin bozulması mevcut kazanımları hızla tersine çevirebilir. Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, Orta Doğu'daki siyasi kırılganlıkların yeni bir ivme kazanması durumunda CDS'i kısa sürede yukarı taşıyabilir; nitekim bu yılın başında 327 baz puana kadar çıkış bunun somut bir örneği. Bunun yanı sıra küresel faiz ortamındaki değişimler, ABD Doları'nın yeniden güç kazanması ve jeopolitik belirsizliklerin sürmesi, gelişen piyasalara yönelik sermaye akışlarını anlık olarak dönüştürebilecek değişkenler olarak önemini koruyor. Financial Times ve Bloomberg analistleri, söz konusu döngünün kırılgan yapısına dikkat çekiyor: Yapısal kazanımlar gerçek olmakla birlikte, 225 baz puan seviyesi Türkiye'nin kredi notunu yatırım yapılabilir kategori olarak değerlendiren eşik değerlerin henüz belirgin biçimde altında.

Sonuç: Yapısal mı, Konjonktürel mi?

Risk primindeki gerilemenin iki katmandan beslendiği görülüyor: Para politikasındaki güvenilirlik artışı ve rezerv birikimi gibi içsel dinamikler bir yanda; jeopolitik gerilimin geçici olarak azalması ve küresel risk iştahının iyileşmesi gibi dışsal faktörler diğer yanda. Yatırımcılar açısından asıl soru şu: Bu iki güç ne kadar iç içe kalacak? Dezenflasyon sürecinin ve ortodoks politika çerçevesinin bu soruya verilecek yanıtı büyük ölçüde belirleyeceği açık. Şimdilik piyasa, Türkiye'ye 2020 öncesi kadar duyduğu güveni yeniden keşfediyor.

Kaynaklar: Anadolu Ajansı (aa.com.tr) · Bloomberg · Financial Times · PineBridge Investments Emerging Market Debt Outlook 2026

■ MİZAN HABER