
Fiyat Düşerken Rekor Alım: Merkez Bankaları Çeyrekte 289 Ton Altın Aldı
Altın on yılın en sert çeyreklik değer kaybını yaşarken merkez bankaları net 289 ton alım yaptı. Yıllık bazda yüzde 62 artış, serinin en güçlü ikinci çeyreği anlamına geliyor.
BSE Sensex, 2025 yılı sonundaki tarihi zirvesinin ardından yaklaşık yüzde 13 geriledi. Bu düzeltme, Asya dağılımını artırmak isteyen Türk portföy yöneticilerinin radarında giderek daha fazla yer buluyor.

Hindistan'ın ana borsa endeksi BSE Sensex, Aralık 2025'te ulaştığı 86.159 puan zirvesinden bu yana yaklaşık yüzde 13 geri çekilerek Haziran 2026'da 77.000 bant bölgesinde hareket ediyor. Dışarıdan bakıldığında bu tablo kaygı verici görünebilir; oysa kısa vadeli kâr realizasyonu ve yabancı kurumsal yatırımcıların (FII) portföy rotasyonundan kaynaklanan bu düzeltme, Türk yatırım fonu yöneticileri için ciddi bir fırsat penceresi açıp açmadığı sorusunu gündeme taşıyor.
2026 yılı başından itibaren yabancı portföy yatırımcıları Hindistan hisse senetlerinden net bazda önemli çıkışlar gerçekleştirdi. Bu eğilim 2025 yılında da benzer biçimde kendini göstermiş, yıl genelinde yaklaşık 15,4 milyar dolarlık dışarı akış kaydedilmişti. Bloomberg verilerine göre çıkışların arkasındaki temel etkenler şunlar: Güçlü doların yarattığı dolar varlığı cazibesi, ABD faiz ortamının görece yüksek seyri ve Hindistan hisselerinin benzer piyasalara kıyasla yüksek değerleme primine sahip olması. MSCI Hindistan Endeksi'nin fiyat-kazanç oranı halen 25,6 kat civarında seyrederken, küresel gelişmekte olan piyasalar ortalaması 16,4 katta bulunuyor.
Borsa oynaklığına karşın Hindistan ekonomisinin temelleri güçlü kalmayı sürdürüyor. IMF ve Dünya Bankası projeksiyonları, ülkenin 2026 yılında yüzde 6,5 ila 6,9 büyüme bandında kalacağına işaret ediyor. Goldman Sachs'ın tahminleri daha iyimser bir tabloya işaret ederek yüzde 6,9 büyüme öngörüyor. Birleşmiş Milletler raporları ise Hindistan'ın orta vadede en hızlı büyüyen büyük ekonomi konumunu koruyacağını teyit ediyor. Güçlü iç tüketim, kamu altyapı yatırımları, Çin artı bir tedarik zinciri çeşitlendirmesinden elde edilen üretim kazanımları ve dijital hizmetler sektörünün ivmesi bu tablonun arkasında duruyor.
Hindistan hisselerinin fiyat-kazanç oranı 25,6 kat ile gelişmekte olan piyasalar ortalamasının (16,4 kat) yaklaşık yüzde 56 üzerinde. Bu premium bir caydırıcı mı, yoksa yapısal bir farkın yansıması mı? Cevap, bakış açısına ve yatırım ufkuna göre değişiyor.
Türkiye'de portföy yönetimi şirketleri son yıllarda yurt dışı coğrafyalara açılan ürün gamını genişletti. Aktif Portföy'ün Birinci Serbest Fonu (ÇİN) bu alanda öne çıkan araçlardan biri: Fon, Uzak Doğu ve Asya ülkelerinin büyüme potansiyelinden faydalanmayı hedefliyor ve portföy evrenine Hindistan, Çin, Güney Kore, Tayvan, Singapur ile çeşitli Güneydoğu Asya ülkelerini dahil ediyor. İş Portföy ve Kuveyt Türk Portföy gibi köklü yönetim şirketleri de yabancı hisse fonları kapsamında Asya coğrafyasına erişim imkanı sunuyor. Bununla birlikte, Türk fon sektöründe Asya ağırlıklı ürünlerin toplam fon büyüklüğü içindeki payı henüz sınırlı düzeyde. Bu tablo, aynı zamanda bir büyüme boşluğuna da işaret ediyor.
Yatırım kararını karmaşıklaştıran birkaç yapısal etken var. Her şeyden önce kur meselesi: Türk lirasının dolar karşısında değer kaybı eğiliminde olması, Hindistan rupisinin dolar cinsinden performansı üzerinden dolaylı bir kur katmanı yaratıyor. Hindistan borsasına yönelik FII çıkışlarının sürüp sürmeyeceği belirsizliğini korurken, yüksek ham petrol ithalatçısı konumundaki Hindistan'ın Orta Doğu kaynaklı enerji fiyatı risklerine özel bir hassasiyeti bulunuyor. Financial Times ve Bloomberg'in son analizleri de kazanç momentumunun yavaşlamasına ve yüksek vergilendirme ortamına dikkat çekiyor. Öte yandan, ABD'nin Hindistan ile imzaladığı ticaret anlaşması orta vadede özel sektör yatırım döngüsünü canlandırabilecek bir faktör olarak değerlendiriliyor.
J.P. Morgan Private Bank'ın 2026 Asya Görünümü raporu, bölgede seçici olmayı önerirken Hindistan'ı orta-uzun vadeli yapısal hikaye olarak tanımlamaya devam ediyor. Deloitte ve S&P Global'in öngörüleri de benzer bir çerçeve çiziyor: Kısa vadede baskı, orta vadede yeniden değerlenme potansiyeli. Türk fon yöneticileri açısından asıl mesele, mevcut değerleme düzeltmesinin geçici mi yoksa yapısal mı olduğunu doğru okumak. Yüzde 6,5 ile 7 arasında seyreden büyüme projeksiyonları, güçlü nüfus demografisi ve teknoloji-fintech ekosistemi göz önüne alındığında, kademeli birikim stratejisinin kurumsal portföylerde mantıklı bir yer tutabileceği görüşü piyasa çevrelerinde güç kazanıyor. Bu tercih, özellikle hem yerel hem de döviz bazlı getiri baskısı altındaki sabit getirili ürünlere alternatif arayanlar için daha da anlamlı hale gelebilir.
Bank of America'nın son raporuna göre gelişmekte olan piyasa borçlanma araçlarının ortalama getirisi yüzde 6,9 ile küresel tahvil ortalamalarının belirgin üzerinde seyrediyor. Türk kurumsal yatırımcılar, portföy çeşitlendirmesinde Asya'ya tahsis ettikleri pay yükseldikçe, tek ülkeye (özellikle Batı Avrupa ve ABD) olan bağımlılıklarını azaltma imkanı da bulacak. Sensex'in kısa vadeli oynaklığına karşın Hindistan'ı cazip kılan temel unsurlar değişmedi: Güçlü demografik yapı, büyüyen orta sınıf, olgunlaşmaya devam eden kapital piyasaları ve dijital dönüşüm. Bunlar, tek bir çeyreğin FII verisiyle değil, en az 3-5 yıllık bir perspektifle değerlendirilmesi gereken parametreler.
■ MİZAN HABER