
Fiyat Düşerken Rekor Alım: Merkez Bankaları Çeyrekte 289 Ton Altın Aldı
Altın on yılın en sert çeyreklik değer kaybını yaşarken merkez bankaları net 289 ton alım yaptı. Yıllık bazda yüzde 62 artış, serinin en güçlü ikinci çeyreği anlamına geliyor.
Faiz indirim beklentisinin sürekli ötelenmesi, sermaye akışlarını tersine çeviriyor ve gelişmekte olan ülke para birimlerini köşeye sıkıştırıyor. Dolar endeksi güçlü seyrederken maliyetler yükseliyor.

Federal Rezerv'in 2026 yılı boyunca faiz indirim zamanlaması konusundaki belirsizliği, küresel sermaye hareketlerini köklü biçimde şekillendirmeye devam ediyor. Fed'in Haziran toplantısına ilişkin açıklamalar ve ardından gelen yetkililer arası görüş ayrılıkları, piyasalardaki 'yakında indirim gelecek' beklentisini bir kez daha erteledi. Bu tablo, gelişmekte olan ülke para birimlerinde uzun süredir hissedilen baskının yeni bir ivme kazanmasına yol açıyor.
Fed'in yayımladığı son projeksiyon tablosunda (dot plot) pek çok üye, 2026 genelinde parasal gevşemenin son bulduğunu ya da son derece sınırlı kalacağını işaret etti. Faiz vadeli işlem piyasaları, yıl içinde herhangi bir indirim yapılmama olasılığını yüzde seksenin üzerinde fiyatlıyor. Açıklamalar piyasalarda geniş çaplı yorumlandı: Dolar endeksi (DXY) güçlenme eğilimini sürdürürken, küresel tahvil getirileri yüksek seyrediyor. Yatırımcılar risk iştahlarını daraltarak güvenli liman varlıklara yönelme eğilimi gösteriyor.
Güçlü dolar, gelişmekte olan ülke merkez bankalarını iki cephede birden zorluyor. Bir yanda döviz kurlarının değer kaybı, ithalat maliyetlerini artırarak yerel enflasyonu besliyor. Öte yanda sermaye çıkışlarını önlemek için faiz indirimine gidilememesi, büyüme maliyetlerini yukarıda tutuyor. PIIE'nin (Peterson Institute for International Economics) güncel değerlendirmesine göre, enflasyon güvenilirliğini pekiştirmeye çalışan gelişmekte olan ülke merkez bankalarının çoğu, Fed politikasının sıkı kaldığı bir ortamda gevşeme adımı atmaktan kaçınıyor. Bu bağlamda Brezilya reali, Güney Afrika randı ve Endonezya rupisi gibi para birimlerinde kırılganlık tırmanıyor.
Faiz vadeli işlem piyasaları, Fed'in 2026 boyunca hiç indirim yapmama olasılığını yüzde seksenin üzerinde fiyatlıyor. Bu fiyatlama, gelişmekte olan piyasa varlıklarında yılın geri kalanına ilişkin görünümü önemli ölçüde karartıyor.
Türkiye, bu küresel tablo içinde kendine özgü bir konumda bulunuyor. Merkez Bankası'nın yürüttüğü dezenflasyon programı kapsamında 2025 sonu ile 2026 başından itibaren kademeli faiz indirimlerine gidilmesi, lira üzerindeki baskının iç dinamiğini ayrışık kılıyor. Yabancı yatırımcılar taşıma işlemi (carry trade) pozisyonlarını oluştururken, küresel dolar güçlenmesi bu pozisyonların karlılığını aşındırıyor. Reuters ve Bloomberg verilerine göre, yıl başında olduğu gibi kısa süreli döviz oynaklığı dönemlerinde lira pozisyonlarından çıkışlar hızlanabiliyor. Siyasi hassasiyetlere dayalı volatilite ataklarının geçmişteki deneyimler ışığında yatırımcı hafızasında canlı tutulduğu biliniyor.
Fed'in gevşeme adımı ne kadar ertelenirse, gelişmekte olan piyasaların dolar borç yükü de o kadar ağırlaşıyor. Dış borçlarını dolar cinsinden yönetmek durumunda olan şirketler ve hükümetler, hem kur hem de faiz yükünü çift taraflı taşımak zorunda kalıyor. Enerji ithalatına bağımlı ekonomilerde bu etki, cari açık baskısıyla birleşince ödemeler dengesi üzerindeki risk primini yükseltiyor. J.P. Morgan ve ING'nin güncel döviz görünümlerine göre, Fed'in beklentilerin ötesinde sıkı kalması senaryosunda gelişmekte olan piyasa para birimlerinde belirgin ayrışma yaşanabilir: Güçlü cari denge ve uluslararası rezervlere sahip ekonomiler nispeten dirençli kalırken, dış finansmana bağımlı ülkeler daha derin değer kayıplarıyla karşılaşabilir.
Gelişmekte olan ülke merkez bankalarının büyük çoğunluğu, Fed'in yönünü netleştirmeden bağımsız bir parasal gevşeme döngüsüne girmekten kaçınıyor. Bu tutum, bir yandan enflasyonla mücadelede kazanılan güvenilirliğin korunması açısından rasyonel görünse de büyüme görünümünü kısıtlayıcı bir zemin oluşturuyor. Finans çevrelerinde öne çıkan bir diğer kaygı, jeopolitik sürtüşmelerin (özellikle Orta Doğu kaynaklı enerji fiyatı belirsizliklerinin) mevcut kırılganlıkları derinleştirme potansiyeli taşıması. Nitekim PIIE'nin son raporuna göre, enerji ithalatçısı gelişmekte olan ekonomilerde döviz rezervleri üzerindeki baskı diğer gruplara kıyasla belirgin biçimde daha yüksek seyrediyor.
Sonuç olarak, gelişmekte olan piyasa para birimlerindeki seyir kısa vadede büyük ölçüde Fed'in iletişim tonuna bağlı kalacak. İlk anlamlı indirim sinyali geldiğinde sermaye akışlarının hızla yön değiştirebileceği, bu nedenle portföy pozisyonlamalarında esneklik ve likidite yönetiminin kritik önem taşıdığı vurgulanıyor. Kurumsal yatırımcılar için ise döviz riskinin hedge edilmesi ya da kısa vadeli enstrümanlarla dengelenmesi, 2026'nın ikinci yarısındaki belirsizlik ortamında temel bir öncelik olarak öne çıkıyor.
■ MİZAN HABER