
Fiyat Düşerken Rekor Alım: Merkez Bankaları Çeyrekte 289 Ton Altın Aldı
Altın on yılın en sert çeyreklik değer kaybını yaşarken merkez bankaları net 289 ton alım yaptı. Yıllık bazda yüzde 62 artış, serinin en güçlü ikinci çeyreği anlamına geliyor.
BIST'te kısa vadeli borçlanma araçları fonlarına yönelik ilgi son aylarda belirgin biçimde artıyor. Faiz indirim döngüsünün orta evresine girilmesiyle birlikte portföy tercihleri de dönüşüm geçiriyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın 2025 yılı boyunca uyguladığı faiz indirim döngüsü, yatırım aracı tercihlerinde sessiz ama köklü bir dönüşümü beraberinde getirdi. Gösterge politika faizinin yüzde kırkın altına gerilemesiyle birlikte gecelik mevduat ve para piyasası fonlarındaki görece cazibenin zayıfladığı gözlemlenirken, kısa vadeli borçlanma araçları fonları beklenmedik bir ilgi odağı haline geldi. Piyasa gözlemcileri bu eğilimi yalnızca teknik bir pozisyon değişikliği olarak okumak yerine, kurumsal ve bireysel yatırımcıların risk-getiri dengesini yeniden tanımladığının somut bir göstergesi olarak değerlendiriyor.
TCMB, 2025 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren toplam 650 baz puanlık bir indirim gerçekleştirdi. Bu süreçte bir yıllık devlet tahvili getirisi yüzde 42 bandından Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 42,51 düzeyine inerek görece istikrar kazandı. Ancak gecelik faiz koridorunun daha hızlı daraldığı koşullarda, çok kısa vadeli araçlardan elde edilen reel getiri giderek cazibesini yitirdi. Bu gelişme, 3 ila 12 ay vade aralığındaki hazine bonosuna ağırlıklı yatırım yapan kısa vadeli borçlanma araçları fonlarını portföy yöneticilerinin radarına taşıdı. Getiri eğrisinin kısa ucundaki görece yüksek faiz seviyeleri, fon yapısının sunduğu likidite avantajıyla bir araya gelince bu araçlar belirgin bir rekabet üstünlüğü kazandı.
Türkiye'de tasarruf araçları piyasasının uzun yıllar boyunca omurgasını oluşturan vadeli mevduat, son dönemde yapısal bir baskıyla karşı karşıya. Bankacılık sektöründeki mevduat faizleri, TCMB politika faizinin ardından aşağı yönlü hareket ederken, yatırım fonu sektöründe 1.500'ü aşan fon sayısıyla çok daha geniş bir alternatif yelpazesi oluştu. Özellikle TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu) üzerinden erişim kolaylığının artması, bireysel yatırımcıların fon dünyasına geçiş sürtünmesini önemli ölçüde azalttı. SPK verileri, borçlanma araçları fonu kategorisinin sektör toplam büyüklüğü içindeki payının son iki yılda kademeli ama sürekli bir artış sergilediğine işaret ediyor. Piyasa katılımcıları bu kanalın özellikle hazine ihalelerine doğrudan giremeyecek küçük ve orta ölçekli yatırımcılar için pratik bir köprü işlevi gördüğünü vurguluyor.
Getiri eğrisinin kısa ucunda kalan görece yüksek faizler, kısa vadeli borçlanma araçları fonlarını hem likidite hem verim açısından rekabetçi kıldı. Ancak faiz düşüş yolculuğunun sürmesi halinde bu denklem değişecek.
Yurt içi talebin yanı sıra yabancı portföy hareketleri de piyasa dinamiklerini etkiliyor. P.A. Turkey'in aktardığı verilere göre, Türk devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) piyasasındaki yabancı yatırımcı payı, Mart 2026'da yaşanan geçici çalkantının ardından yüzde 7,5 seviyesine yükselerek toparlandı. Yabancı portföy girişlerinin 2024 yılındaki yaklaşık 16 milyar dolarlık seviyeleri aşma potansiyeli taşıdığı da değerlendirmeler arasında yer alıyor. Bu tablo, yurt içi tahvil fonlarının döviz bazlı akımlara paralel değil ancak dolaylı biçimde, fiyatlama ve talep dinamikleri üzerinden etkilendiğini ortaya koyuyor. Tahvil piyasasına yabancı ilgisi artıkça getiriler üzerinde aşağı yönlü baskı oluşuyor; bu durum da mevcut fon yatırımcılarının getirilerini kısmen fiyatlara yansımış biçimde elde etmelerine zemin hazırlıyor.
Sektörün önde gelen portföy yönetim şirketleri, kısa vadeli borçlanma araçları fonlarında aktif süre yönetimi uyguluyor. İş Portföy, Yapı Kredi Portföy ve TEB Portföy gibi büyük oyuncuların bu kategoride fon büyüklüklerini artırma yoluna gittiği gözlemleniyor. Fon yöneticilerinin kritik kararı ise şu: Eğer faiz indirim döngüsü devam edecekse, orta vadeli tahvillere erken geçiş daha yüksek kilitlenmiş getiri sunuyor; faizler uzun süre yüksek kalacaksa kısa vadeli pozisyonları korumak likidite avantajını da güvence altına alıyor. Bu ikilem, 2026 yılının ikinci yarısında fon kategorileri arasındaki fon geçişlerinin hangi yönde gelişeceğini de belirleyecek.
Yatırım araçları arasındaki rekabetin ötesinde, bu tabloda göz ardı edilmemesi gereken bir yapısal mesele daha var: Dağıtım ve erişim. Borsa yatırım fonları (BYF) ve TEFAS üzerinden işlem gören fonların küçük yatırımcıya sağladığı erişim kolaylığı, mevduat hesabına kıyasla ciddi bir fark yarattı. Mobil bankacılık uygulamalarının fon alım satım işlevselliğini ön plana taşıması, demografik dönüşümü hızlandırıyor. Özellikle 35 yaş altı yatırımcı segmentinin banka mevduatını terk edip fon kategorisine yöneldiği gözlemleniyor. Kısa vadeli borçlanma araçları fonları bu yönelişte hem risk profili hem de günlük likidite avantajıyla, altın fonları ve hisse senedi fonlarının aksine, daha geniş bir kitleye hitap ediyor. Yatırım araçları arasındaki rekabetin bugün için net bir galibi yok. Ancak kısa vadeli tahvil fonlarına akan ilgi, Türkiye'nin fon sektörünün olgunlaştığının ve yatırımcı davranışlarının daha sofistike bir çerçeveye otururken olduğunun işareti olarak okunabilir.
■ MİZAN HABER