
Ulaştırma Yüzde 30,83: Petrolün Faturası Sepete Yansıyor
Ulaştırma grubu Temmuz'da yıllık enflasyona 5,22 puan katkı yaptı. Brent petrolün 90 doları aşması, kalemin Ağustos verilerinde de baskı yapacağına işaret ediyor.
ABD-Çin gümrük tarifeleri 2025-2026 döneminde tarihin en sert düzeylerine çıkarken küresel tedarik zincirleri yeniden çizilmektedir. Türkiye, bu yeniden çizimde hem fırsat hem kırılganlık barındıran özgün bir konuma oturmaktadır.

Nisan 2025'te ABD'nin Çin mallarına uyguladığı efektif gümrük tarife oranı yüzde 145'e fırladığında, küresel ticaret düzeninde yeni bir sayfa açıldı. Çin'in karşılıklı misilleme adımlarıyla tırmanan gerilim, Mayıs ayında Cenevre'de varılan 90 günlük ateşkesle geçici olarak yüzde 30'lar seviyesine çekildi; ancak temel anlaşmazlık yapısı bozulmadan kaldı. Bu tablo, dünya genelinde üretim ağlarını yeniden konumlandıran şirketler için alternatifleri tartışmaya açtı. Türkiye bu tartışmanın merkezine, hem stratejik bir lehte etken hem de henüz tam değerlendirilmemiş kırılganlıklarıyla birlikte girdi.
ABD'nin Nisan 2025 tarihli 'karşılıklı tarifeler' kararnamesi, Türkiye'ye yüzde 10'luk taban oran uyguladı. Bu oran, Çin'e yüklenen yüzde 145'lik tavanla karşılaştırıldığında ciddi bir rekabet avantajına dönüşmektedir. Peterson Enstitüsü (PIIE) verilerine göre, ABD'nin Çin'den yaptığı ithalat 2025'in ortasında bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yarı yarıya geriledi ve 2009 küresel krizinden bu yana görülmemiş seviyelere indi. Bu boşluğun bir bölümünü Vietnam, Hindistan ve Tayvan doldururken Türkiye, Atlantic Council'ın son raporunda da belirttiği üzere, yüksek açık veren ülkelerin listesine alınmadığı için yüzde 10'luk düşük orana takılı kalmayı başardı.
Türkiye'nin ABD'ye ihracatı 2024 yılında 13 milyar doları aştı. Makine ve ekipman başı çekerken otomotiv parçaları 1,2 milyar dolar, hazır giyim 856 milyon dolar ve çelik 628 milyon dolarlık pay aldı. 2025'in ilk çeyreğinde tekstil ihracatı yıllık bazda yüzde 14 büyüdü. Tüm bu sektörlerin ortak özelliği, Çin'in devre dışı kalmasıyla açılan yerle doldurabileceği nişlerin tam karşılığında yer almasıdır. Tekstilde Türkiye, Mısır ve Fas ile birlikte Amerikalı alıcıların Çin'den kaçınırken giderek daha sık başvurduğu coğrafyalar arasında sayılmaktadır. Rhodium Group'un tedarik zinciri analizleri de Türkiye'yi, hem Avrupa piyasasına yakınlığı hem de köklü endüstriyel altyapısıyla olası kıyı yakını üretim (nearshoring) destinasyonu olarak öne çıkarmaktadır.
Türkiye'nin ABD'ye ihracatı 2024'te 13 milyar doları geçti. Çin ile kıyaslandığında yüzde 10'luk tarife oranı, Türk üreticilere en az 100 puanlık bir maliyet avantajı sunuyor.
FO Consultancy verilerine göre, Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı yatırımlarda (FDI) imalat sektörünün payı 2024'te toplam girişin yüzde 30'unu aştı. Bu oran, önceki on yılın ortalamasının üzerinde seyretmektedir. 2021-2024 arasında Doğu Asya ve Kuzey Amerika kaynaklı yatırımlarda belirgin bir artış gözlemlenmiş; pek çok firma Türkiye'yi Avrupa pazarına hizmet eden bir üretim köprüsü olarak konumlandırmıştır. Bununla birlikte, Vietnam ile Hindistan'da yaşanan hızlı kapasite artışıyla kıyaslandığında Türkiye'nin bu yarışta henüz potansiyelinin gerisinde kaldığı söylenebilir. Birincil nedenlerin başında kur oynaklığı ve yüksek enflasyonun yarattığı maliyet belirsizliği gelmektedir; kurumsal yatırımcılar için bu iki faktör, cazip tarife konumunu kısmen nötralize etmektedir.
Türkiye'nin önündeki en büyük tehditlerden biri, ABD piyasasına giremez hale gelen Çin menşeli ürünlerin yönünü Avrupa ve gelişmekte olan pazarlara çevirmesidir. Bu dinamik, Türk üreticilerin iç piyasada ve üçüncü ülkelerdeki konumunu zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. Nitekim Ticaret Bakanlığı ve TOBB, bu riski fark ederek son iki yılda Çin'e yönelik anti-damping soruşturmalarını yoğunlaştırdı. Sıcak haddelenmiş düz çelik, Çin elektrikli araçları (yüzde 40 tarife) ve güneş paneli bileşenlerine yönelik koruyucu önlemler bu tablonun somut yansımaları olarak değerlendirilebilir. Bloomberg ve Wall Street Journal, benzer süreçlerin Avrupa Birliği'nde de hız kazandığına dikkat çekmektedir.
CNBC'nin Aralık 2025 tarihli tedarik zinciri analizi, ABD'li şirketlerin Çin'den uzaklaşma kararlarının artık geri dönülemez bir eşiği geçtiğine işaret etmektedir. Bu ayrışma kısa vadeli bir tarife arbitrajını değil, çok yıllı bir yapısal dönüşümü yansıtmaktadır. Türkiye bu ortamda üç farklı işlevi aynı anda yerine getirme kapasitesine sahiptir: Birincisi, Çin'den boşalan nihai ürün segmentlerinde ABD'ye doğrudan ihracatçı konumu; ikincisi, Avrupa pazarına yönelik kıyı yakını üretim üssü; üçüncüsü, Çin'den gelen ara malları Avrupa değer zincirine taşıyan bir 'köprü' ekonomisi rolü. Ancak üçüncü işlev, ciddi bir risk de barındırmaktadır: ABD, Türkiye üzerinden transshipment yapıldığını tespit ederse yaptırım mekanizmaları devreye girebilir. Vietnam örneği bu açıdan somut bir uyarı niteliğindedir; ülke, Çin içerikli ürünlerin yeniden etiketlenerek gönderilmesi nedeniyle yüzde 40'lık ek tarife tehdidiyle yüz yüze gelmiştir.
Türkiye'nin bu süreçten net fayda sağlayıp sağlayamayacağı, birkaç temel değişkene bağlıdır. ABD-Çin ateşkesinin 90 günlük süre sonunda kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği birinci sıradaki izleme noktasıdır; uzlaşma sağlanamaz ve tarifeler yeniden yüksek seviyelere çıkarsa Türkiye'nin tarife avantajı belirginleşir. İkinci etken, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin modernizasyon müzakerelerindeki seyridir; güncellenmiş bir çerçeve, Türkiye'nin üretim destinasyonu olarak pazarlanmasını kolaylaştıracaktır. Son olarak, döviz kuru istikrarı ve yapısal reform adımları, potansiyeli somut yatırıma çevirecek kilit değişkenlerdir. Tax Foundation ve PIIE gibi kuruluşların tarife verilerini gerçek zamanlı takip eden yatırımcılar için Türkiye, portföy geneli tedarik zinciri çeşitlendirmesinde küçük ama anlamlı bir pozisyon olmayı sürdürmektedir.
■ MİZAN HABER