
Ulaştırma Yüzde 30,83: Petrolün Faturası Sepete Yansıyor
Ulaştırma grubu Temmuz'da yıllık enflasyona 5,22 puan katkı yaptı. Brent petrolün 90 doları aşması, kalemin Ağustos verilerinde de baskı yapacağına işaret ediyor.
Küresel ticaretin bloklar arasında yeniden örgülenmesi olarak tanımlanan "friendshoring" dalgası, Türk lojistik sektörüne hem tarihsel bir fırsat hem de yönetilmesi güç riskler sunuyor.

Dünya ticareti, son üç yılda yaşanan kırılmalar sonucunda yeni bir anatomiye kavuşuyor. ABD'nin Çin'e yönelik tarifeleri kalıcılaştırması, Ukrayna savaşının Avrupa tedarik güvenliğini sarsmaya devam etmesi ve Kızıldeniz'deki taşımacılık aksaklıkları, şirketleri 'nerede üretilir ve nereden tedarik edilir' sorularını baştan sormaya zorladı. Bu sorgulamanın yarattığı yeni kavramlardan biri olan 'friendshoring', coğrafi yakınlıktan çok siyasi güvenilirliği esas alarak tedarik zincirlerini yeniden konumlandırma stratejisini tanımlıyor. Türkiye ise hem coğrafi konumu hem de çok taraflı dış politika çizgisiyle bu denklemin ortasında, henüz değerini tam olarak ortaya koymamış bir değişken olarak duruyor.
Kavram, ABD Hazine Bakanı Janet Yellen'ın 2022'deki konuşmalarında kamuoyunun gündemine girdi. Özünde, 'değerleri paylaşılan ve güvenilir bulunan ülkelerle ticaretin derinleştirilmesi' anlamına geliyor; reshoring (üretimi yurda taşımak) ile nearshoring (yakın coğrafyalara kaydırmak) kavramlarıyla akraba, ama ayrışan bir mantıkla çalışıyor. Avrupa Parlamentosu'nun 2025 başında yayımladığı bir brifing notuna göre AB, kilit sektörlerde Çin ve Rusya'ya olan bağımlılığını azaltmak için Türkiye, Fas ve Hindistan gibi 'yakın çevre' ekonomilerini tedarik zinciri ortağı olarak güçlendirme stratejisi izliyor. Bu çerçevede Türkiye'nin AB ile ikili ticaret hacmi, 2025'in ilk yedi ayında 135,3 milyar dolara ulaşarak rekor yakınına geldi.
Türkiye'nin 65 milyar dolar büyüklüğündeki lojistik pazarı, 2025-2031 döneminde yıllık ortalama yüzde 4 büyümesi beklenen bir sektör. Ticaret Bakanlığı, 2025 lojistik hizmet ihracatı hedefini 48 milyar dolar olarak belirledi; bu rakamın 2028'de 78 milyar dolara çıkarılması öngörülüyor. İstanbul, İzmir, Mersin ve Samsun limanları, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika arasındaki malların aktarma noktası işlevi görüyor. İstanbul Havalimanı ise küresel kargo hacmi sıralamalarında ilk beşe giren işletmeler arasında yer alıyor. Karadeniz, Akdeniz ve Ege'ye kıyıları olan Türkiye, çoğu rakibinin sahip olmadığı çok modlu bir ulaşım geometrisi sunuyor. Buna karşın demir yolu altyapısının yetersizliği ve iç liman kapasitesindeki darboğazlar, bu potansiyelin tam anlamıyla kullanılmasını kısıtlıyor.
Orta Koridor'da 2030'a kadar konteyner hacminin üç katına çıkması öngörülüyor. Bu büyüme gerçekleşirse Türkiye transit lojistikte Avrupa'nın en kritik köprüsüne dönüşecek.
Friendshoring tartışmasının Türk lojistiği için en somut tezahürü, Orta Koridor'un yeniden keşfedilmesinde gizli. Çin'i Hazar Denizi, Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayan bu güzergah, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Kuzey Koridor'un (Transib) riskli hale gelmesiyle ilgi odağı oldu. Dünya Bankası verilerine göre Orta Koridor'da konteyner trafiği 2023'te 50.000 TEU ile 2,7 milyon ton kargo düzeyine ulaştı; 2030 hedefi bu rakamların üç katı. Bu tablo yatırımcıların dikkatini çekti: Dünya Bankası, AIIB ve İslami Kalkınma Bankası, Divriği-Kars demiryolu modernizasyonu için 1,3 milyar dolarlık finansman sağladı. Mersin Limanı'nın 455 milyon dolarlık faz 1 genişleme projesi süüyor. AIIB, 2025-2027 döneminde Türkiye'deki altyapıya 5 milyar dolar kamu ve özel sektör finansmanı taahhüt etti. Tüm bu yatırımların hayata geçmesi, Türkiye'yi gerçek bir transit merkeze dönüştürme potansiyeli taşıyor. Ancak Koridor'daki zayıf halka, Türkiye'nin doğusundan değil Azerbaycan ve Gürcistan bölümlerindeki kapasite açıklarından kaynaklanıyor; bu durum projenin tek taraflı hızlandırılamayacağını gösteriyor.
Friendshoring dalgasının en doğrudan etkisi, Türkiye'nin Avrupa tedarik zincirindeki ağırlığının artması biçiminde kendini gösteriyor. Araç ve parça ihracatı, makine ve beyaz eşya, tekstil ve hazır giyim gibi sektörler zaten AB pazarına derinden entegre durumda. Bloomberg ve Financial Times'ın haberlerine göre Avrupalı üreticiler, Asya kaynaklı bileşenleri ikame etmek için Türkiye, Polonya ve Çek Cumhuriyeti merkezli alternatif üretim ağları kuruyor. Türkiye'nin AB ile ticaret hacminde süregelen büyüme, bu trendin somut yansıması. Küresel olarak yüzde 26-33 bandında seyreden nearshoring ve friendshoring planlama oranları, önümüzdeki üç yılda Türkiye'ye yönelik yeni yatırım taleplerini besleyebilir. Uluslararası firmaların Türkiye'yi 'Çin artı bir' stratejisinde tercih ettiği freezone ve lojistik merkez projeleri bu ivmeyi destekler nitelikte.
Aynı friendshoring mantığı, bir tehdit vektörü de barındırıyor. Türkiye'nin AB, ABD ve Çin ile eş zamanlı ekonomik ilişkilerini sürdüren çok vektörlü dış politikası, siyasi sürtüşme dönemlerinde 'güvenilir ortak' tanımının dışında kalma riskini beraberinde getiriyor. ABD'nin Çin kaynaklı ürünlere uygulanan tarife paketi genişledikçe, üçüncü ülkeler aracılığıyla gerçekleştirilen transit ihracata yönelik denetimler sıkılaşıyor. Türkiye'den ABD'ye ihraç edilen ürünlerin Çin içerikli olup olmadığına dair incelemeler 2024-2025 döneminde kayda değer ölçüde yoğunlaştı. Bu tabloda lojistik operatörlerin yük denetim ve menşei sertifikasyonu süreçlerine yatırım yapması zorunlu hale geliyor. Öte yandan AB'nin Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması (CBAM), çevre standartlarını karşılamayan Türk tedarikçilerin pazar erişimini kısıtlama potansiyeli taşıyor. Lojistik firmaları, yalnızca taşıma kapasitesi değil, sürdürülebilirlik uyumu konusunda da müşterilerini desteklemek durumunda.
Türk lojistik şirketleri, bu yeniden yapılanma sürecinden en çok katma değerli hizmetleri ön plana çıkararak yararlanabilir. Transit depolama, gümrükleme danışmanlığı, menşei belgelendirmesi ve karbon izleme, geleneksel taşımacılık faaliyetlerinden çok daha yüksek marjlarla çalışan iş kolları. Mevcut yapıda sektör, sıkışık fiyat rekabetinden çıkamayan düşük marjlı taşımacılık hizmetleriyle ağırlıklı olarak geçinmeye devam ediyor. Friendshoring dalgasının sunduğu asıl kazanım, hacim büyümesinin ötesinde, hizmet paketini derinleştirme fırsatı. Bu fırsatı değerlendirebilmek için sektörün dijitalleşme hızını artırması, AB ve ABD lojistik operatörleriyle stratejik ortaklıklar kurması ve insan kaynağına yatırımı sürdürmesi gerekiyor. Türkiye'nin önündeki pencere açık, ama her pencere gibi süresiz kalmıyor.
■ MİZAN HABER