
Ulaştırma Yüzde 30,83: Petrolün Faturası Sepete Yansıyor
Ulaştırma grubu Temmuz'da yıllık enflasyona 5,22 puan katkı yaptı. Brent petrolün 90 doları aşması, kalemin Ağustos verilerinde de baskı yapacağına işaret ediyor.
Hazine faiz desteği sübvansiyonlu tarımsal krediyi cazip kılıyor; ancak tavan limitler, aynı kullanım zorunlulukları ve bürokratik eşikler, küçük ölçekli üreticinin piyasadan borçlanmasını hâlâ kaçınılmaz kılıyor.

Türkiye'de tarımsal finansmanın yapısı, yüzeyden bakıldığında oldukça destekleyici görünür. Hazine faiz desteğiyle Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla kullandırılan sübvansiyonlu krediler, kâğıt üzerinde yüzde sıfıra varan maliyetler sunuyor. Ne var ki bu tablonun altına inildiğinde, küçük çiftçinin gerçek borçlanma deneyiminin çok daha karmaşık bir ekonomik gerçeklikle örtüştüğü görülüyor: Limit tavanları, aynı kullanım kısıtları ve belge eşikleri, sübvansiyonun erişilebilirliğini fiilen daraltıyor. Artakalan finansman ihtiyacı ise piyasa faizlerinin hüküm sürdüğü bir alana düşüyor.
1 Ocak 2024'ten 31 Aralık 2026 sonuna dek geçerli olan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çerçevesinde, temel bitkisel ve hayvansal üretim konularında 300 bin liraya kadar kullanılacak işletme ve yatırım kredilerinde yüzde yüz faiz indirimi uygulanıyor. Bu eşiğin üzerindeki tutarlarda oran yüzde elliye iniyor. Hesaplamanın mantığı açık: Devlet, düşük bilanço büyüklüğüne sahip küçük üreticiyi öncelikli hedef olarak konumlandırıyor. Üstelik çeşitli kriterler yerine getirildiğinde ilave indirimler de devreye giriyor. Planlı üretim belgesi sunanlara yüzde yirmi, kadın ve genç çiftçilere yüzde on beş, birinci derece tarımsal örgüt üyelerine yüzde on daha ekleniyor.
Buradaki kritik sorun, 300 bin liralık tavan limitinin 2024 yılı başında belirlenmiş olmasıdır. Tarım girdilerindeki enflasyon göz önünde bulundurulduğunda, bu rakamın reel değeri son iki yılda belirgin biçimde aşındı. Gübre, tohum, mazot ve yem fiyatlarındaki artış, bir dönüm buğday ekimi veya birkaç büyükbaş hayvanlık işletmesi için bile söz konusu limiti kolaylıkla aşabilen maliyetler yaratıyor. Kredi bakiyesinin yüzde yetmişini akaryakıt, tohum, gübre ve benzeri aynı girdilere harcama zorunluluğu ise tarihsel olarak nakit akış yönetimi güçlüğü çeken küçük üreticinin elini daha da bağlıyor. Nakit olarak kullanılabilecek oran yalnızca yüzde otuz.
Piyasada ticari kredi faizleri yüzde kırk ile elli bandında seyrederken, sübvansiyonlu tarımsal kredi tavan limitinin dışında kalan her liralık ihtiyaç bu maliyetle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 2026 yılı başında ticari kredi faizlerinin ağırlıklı ortalaması yüzde kırk ile yüzde elli bir arasında seyrediyor. İhtiyaç ve tüketici kredi faizleri bu aralığın üst sınırına yaklaşıyor. Sübvansiyonlu tarımsal kredi için yüzde yüz faiz indirimi uygulandığında referans alınan bankacılık sektörü faizinin de bu mertebelerde olduğu düşünüldüğünde, çerçeve içindeki kredi fiilen sıfır maliyetli. Ancak çerçeve dışına çıkıldığında, yani ek finansman ihtiyacı doğduğunda, Ziraat Bankası piyasa koşullarındaki ticari tarım kredisi veya özel bankaların ürünleri devreye giriyor. Bu nokta, küçük çiftçi ile orta ölçekli işletme arasındaki ekonomik uçurumun en net biçimde kendini gösterdiği yerdir.
Tarım Kredi Kooperatifleri, sübvansiyonlu kredi dağıtımında Ziraat Bankası ile paralel konumlanan ikinci büyük kanal. Kooperatifin yapısal avantajı, kırsala nüfuz kapasitesinde yatıyor: Küçük ilçelerde bankacılık altyapısının yetersiz kaldığı noktalarda kooperatif şubeleri birincil finansman erişim noktasına dönüşüyor. Öte yandan kooperatif kanalının da kendine özgü kısıtları var. Üyelik gereklilikleri, arazi tapusu ya da çiftçi kayıt belgesi talepleri, tarımda kayıt dışılığın hâlâ görece yüksek seyrettiği bazı yörelerde ciddi bir bariyer oluşturuyor. Quona Capital'ın Türkiye tarım finansmanı üzerine yürüttüğü araştırma, çiftçilerin yüzde otuz dördünün mevcut finansman seçeneklerinden haberdar olmadığına işaret ediyor; bu oran, tek başına önemli bir politika açığını belgeler nitelikte.
Sübvansiyonlu kanalın yetersiz kaldığı durumlarda küçük çiftçi farklı seçeneklere yöneliyor. Tarımsal bayi kredileri, girdi tedarikçilerinin sunduğu vadeli satış imkânları ve gayri resmi ödünç mekanizmaları bu tablonun parçasını oluşturuyor. Söz konusu kanalların fiili maliyeti çoğunlukla kamuya açık faiz istatistiklerinde görünmüyor; ancak sektör gözlemcileri, bayi finansmanının etkin faiz yükünün zaman zaman yüksek çift haneli seviyelere ulaşabildiğini belirtiyor. Bu durum, sübvansiyon programının erişim kapsamının dışında kalan kesim için finansal stresin azalmadığına, tersine biçim değiştirdiğine işaret ediyor.
Tarım ekonomistlerinin gündeminde iki temel tartışma öne çıkıyor. Birincisi, sübvansiyonlu kredi limitinin enflasyona endekslenmesi meselesi: 300 bin liralık tavan, güncellenmediği sürece reel değer kaybetmeyi sürdürecek ve programın etkinliği aşınacak. İkincisi, Şubat 2026 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle yeniden şekillenen çerçeve kapsamında borç yapılandırma imkânlarının yaygınlaştırılması gereksinimi. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifi aracılığıyla hayata geçirilen Bağ-Kur ve vergi borcu kredi sistemi, bu ikinci tartışmanın pratik bir örneğini sunuyor; çiftçinin birikmiş kamu borçlarını kredi yoluyla kapatmasına olanak tanıyan mekanizma, nakit akışını kısmen rahatlatma potansiyeli taşıyor. Yatırımcı ve analist cephesinde ise asıl soru şu: Tarımsal finansmanın bu yapısal kırılganlığı, gıda enflasyonu üzerindeki maliyet baskısı kanalıyla fiyat istikrarı görünümünü nasıl etkiliyor? Cevap, hem tarım hem makro portföy yönetimi açısından takip edilmeye değer.
■ MİZAN HABER