
Ulaştırma Yüzde 30,83: Petrolün Faturası Sepete Yansıyor
Ulaştırma grubu Temmuz'da yıllık enflasyona 5,22 puan katkı yaptı. Brent petrolün 90 doları aşması, kalemin Ağustos verilerinde de baskı yapacağına işaret ediyor.
Aylık yüzde 2,8 bandına gerileyen konut kredisi faizleri, inşaat talebini canlandırıyor; ancak bankacılık sistemindeki kredi büyümesinin ne kadarının sektörden kaynaklandığı tartisma konusu olmaya devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın 2024 sonundan itibaren hayata geçirdiği faiz indirimi döngüsü, konut kredisi maliyetlerini Mayıs 2026 itibarıyla aylık yüzde 2,78 seviyesine tasimiştir. Kamu bankalarında 120 aya uzanan vadelerde yüzde 2,60 ile 2,90 arasında seyreden bu oranlar, uzun süre düşük talep görülen konut finansmanı piyasasına nispeten yeni bir soluk getirmiştir. Sorun su: bu canlanmanın arkasında gerçekten yapısal bir talep mi var, yoksa sektörün kısa vadeli fırsatcı bir kredi genislemesi mi yaşıyor?
Global Property Guide verilerine göre Türkiye'de konut kredisi faizleri, enflasyonla mücadele döneminin zirve noktasında yüzde 36 bandında seyrediyordu. Bu düzey, ipotek finansmanını fiilen dışlıyordu. Nitekim Dünya Gazetesi'nin aktardığı TÜİK rakamlarına göre, 2025 yılında konut satışlarında ipotek kullananların payı toplam içerisinde yalnızca yüzde 14,1 oranında kaldı. Ancak 2026 yılının ilk iki ayında ipotek işlemlerinin sayisi bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 29 artarak 45.300'e ulaştı. Faiz maliyetinin bu kadar hızlı düştüğü bir ortamda bu rakamın büyümesi belki de beklendik bir tepkidir; asıl soru surekliliğine ilişkindir.
Türkiye Istatistik Kurumu'nun 2026 yilı ilk çeyrek verilerine göre inşaat üretim endeksi, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6,9 yükseldi. EY Türkiye'nin yayınladiği sektör raporunda bu büyümeyi destekleyen ucayakli bir zemin tanimlanıyor: artan konut fiyatları, kentsel dönüşüm teşvik programlari ve deprem sonrası yeniden inşaat harcamaları. Hükümetin 81 ilde 500 bin konutluk sosyal konut projesi ise hem talep hem de kamu odaklı arz görünümüne ayrı bir boyut katıyor. Sektörün 2026 içinde 1,4 milyar Euro değeriyle zirveye ulasması, ardından bir olgunlaşma sürecine girmesi beklentisi sektörel analistler tarafından dile getiriliyor.
İpotek kullanan alıcıların toplam satışlardaki payı 2025'te yalnızca yüzde 14,1'de kalırken, 2026 başında işlem adedi yüzde 29 arttı. Oran mi sürüklüyor, yoksa ertelenmiş talep mi?
S&P Global Ratings'in Türkiye bankacılığı gorünüm raporuna (2026) göre, kredi büyümesi nominal olarak hızlı seyretse de reel bazda görece ölçülüyor ve enflasyonun gerilemesiyle birlikte marj baskısı artıyor. BDDK haftalık bültenlerine göre Türk lirası cinsinden tüketime yönelik bireysel krediler hala tüm kredi stokunda büyük bir pay tutsa da konut kredisi stokunun son bes yılda yüzde 19,8 oranında ortalama yıllık büyüme kaydetmesi dikkate değer. Asıl tartisma, bu büyümenin bankalar için karlılığı sürdürebilecek bir ürün karması mi oluşturduğu, yoksa kısa vadede faiz riski taşıyan bir bilanço yoğunlaşması mi yarattığına ilişkindir.
TCMB, Haziran 2026 Para Politikası Kurulu toplantisında politika faizini ust uste üçüncü kez sabit bıraktı. Banka'nın açıklamasında, Orta Doğu'daki jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerindeki baskısının enflasyon seyrini yukarı yönlü etkilediğine dikkat çekildi. Bu gelisme, piyasalarda 2026 ikinci yarisi için beklenen faiz indirimlerine ilişkin ihtiyatlı bir yeniden fiyatlama baslamasına yol açıyor. Sonuçta konut kredisi faizlerinde daha aşagı gidişte temkinli olmak gerekiyor; oranlar 2024 zirvelerinden hızla ayrılmış olsa da TCMB'nin bir sonraki adımının zamanlaması belirsizliğini korumaktadır.
Konut projeleri geliştiren gruplar ve bu projeleri finanse eden bankalar açısından mevcut tablo iki yüzlü bir resim sunuyor. Bir yanda düşen finansman maliyeti, ertelenmiş talebi harekete geçiriyor ve yeni proje başlangıçlarini destekliyor. Öte yanda, inşaat maliyetlerindeki Türk lirası bazlı kalemler ucuz uçak yoktur ve reel anlamda belirli bir baskısını korumaktadır. Bunun yanı sıra, ipotekli satış payının toplam içerisinde hala yüzde 14 bandında kalması, istatistiksel büyümenin mutlak hacim olarak ne denli sınırlı olduğuna işaret ediyor. Yatirimcılar için kritik olan sorun, faiz indirimi odaklı talebin talep koşullari normalleştiginde ne kadarının kalıcı alım gücüne dönüşeceği sorusudur. Bu sorunun yanıtı, hem gelecek çeyrekler için konut fiyat yönünü hem de bankaların inşaat sektörune olan kredi yoğunlaşması iştahlarları belirleyecektir.
Konut kredisi faizlerinin yüzde 2,8 bandına inmesi, sektöre kısa vadeli bir nefes odası acmiştir. Bu kanaldan gelen kredi büyümesinin bankacılık sisteminin genel büyüme performansına katkı sağladığı açıktır. Ancak büyümenin ana itici gücünün yeni finanse edilen konut alımı mi, kentsel dönüşüm kaynaklı inşaat mi, yoksa hükümet sözleşmeli konut projelerinden gelen talep mi olduğu netlik kazanmadan önce sektörü kredi büyümesinin lokomotifi olarak tanımlamak çok temkinli bir analitik zemin talep ediyor. BDDK verilerinin yakından takibi ve bankaların ürün bazlı kredi açıklamaları, bu tablonun netleşmesinde belirleyici olacaktır.
■ MİZAN HABER