
Ulaştırma Yüzde 30,83: Petrolün Faturası Sepete Yansıyor
Ulaştırma grubu Temmuz'da yıllık enflasyona 5,22 puan katkı yaptı. Brent petrolün 90 doları aşması, kalemin Ağustos verilerinde de baskı yapacağına işaret ediyor.
Fonlama maliyetlerinin baskısı altında sıkışan net faiz marjı, Türk bankacılık sektörünün 2026 karını belirleyecek en kritik değişken konumuna yükseldi. Toparlanma sinyalleri var, ancak yol engebeli.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın sıkılaştırma sürecinde repo faizini yüzde 40'a yakın seviyelerde tuttuğu dönemde banka bilançolarında biriken baskı, 2025'in son çeyreğinden itibaren kısmen geri çekilmeye başladı. Ancak sektör genelinde net faiz marjının toparlanması beklendiği kadar hızlı gerçekleşmedi. 2026'nın ilk yarısında bu tablo daha netleşiyor: Fonlama maliyetleri henüz tam anlamıyla gevşemedi, aktif getirilerindeki baskı sürüyor ve bankalar makasın her iki ağzıyla aynı anda boğuşuyor.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre sektörün net faiz marjı Kasım 2025 itibarıyla yüzde 5,9 düzeyine ulaştı. Swap maliyetleri hariç değerlendirilen marj ise aynı dönemde daha geniş bir bantta, yüzde 6,8 civarında seyretti. Bu rakam yılın üçüncü çeyreğindeki yüzde 5,4 seviyesinin belirgin biçimde üzerinde. Ancak baz etkisini ve swap maliyetlerini dışarıda bırakan çıplak verilere bakıldığında, görüntünün o kadar parlak olmadığı anlaşılıyor. Garanti BBVA 2025 yılı için net faiz gelirini bir önceki yıla göre yüzde 62 artışla 204,7 milyar TL'ye taşırken, Akbank net karını yüzde 35 büyüterek 57,2 milyar TL'ye çekti. Yapı Kredi ise net karını yüzde 62 oranında yükseltmesiyle öne çıktı. Bu tablo güçlü görünüyor; ama asıl mesele bu karın ne kadarının sürdürülebilir marj gelirinden, ne kadarının tek seferlik etkilerden kaynaklandığı.
Türk bankalarının fonlama tarafında iki farklı baskıyla karşılaştığı görülüyor. Birincisi, TL mevduat faizlerinin görece yüksek seyretmesi. 2025'in ikinci çeyreğinden itibaren mevduat maliyetleri düşme eğilimine girse de Nisan 2026 haftasına ait veriler TL mevduat faizlerinin yüzde 47'nin üzerinde kalmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Bu, bankaların fon toplamak için ödediği bedelin hala çok yüksek olduğu anlamına geliyor. İkinci baskı kaynağı ise kısa vadeli para piyasası fonlaması. Para piyasalarına bağımlı bankaların faiz indirim döngülerinden daha hızlı yararlanma potansiyeli taşıdığı anlatılıyor; ancak bu fonlama türünün kendi riski de var: Politika faizinin beklenenden yavaş inmesi, o avantajı anında geri alıyor.
Swap maliyetleri dahil edildiğinde marjın 100 ila 200 baz puan daraldığı dönemler yaşandı. Bu fark, sektör karı üzerinde milyarlarca liralık iz bıraktı.
Fitch Ratings, Türk bankalarının 2026'da net faiz marjlarını genişleteceğini öngörürken bu iyileşmenin hızını ve kapsamını para politikasının seyrinin belirleyeceğini vurguluyor. S&P Global ise politika faizinin 2025 sonunda yüzde 31-31,5 bandında, 2026 sonunda ise yüzde 25 civarında görünmesini baz senaryo olarak benimsiyor. Bu çerçevede TCMB'nin fonlama maliyetini yüzde 38'den yüzde 32'ye çekeceği varsayılıyor. BBVA Research'ün Aralık 2025 raporuna göre ise net faiz marjında 2025'te yaklaşık 155 baz puanlık, 2026'da ise 120 baz puanlık iyileşme öngörülüyor. Bu iyimser tablonun önündeki en büyük risk, enflasyonun beklenenin üzerinde seyrederek Merkez Bankası'nın elini bağlaması ya da küresel risk iştahının ani bir kırılmayla sönmesi.
Yaygın kabul, faiz indirimlerinin bankacılık marjını genişleteceği yönünde. Ancak bu ilişki, Türkiye özelinde doğrudan ve otomatik değil. Banka bilançolarının varlık tarafında sabit getirili araçlara bağlı kalmış kısmı, yeniden fiyatlama gerçekleşene kadar marjı genişletemiyor. Öte yandan mevduat sahiplerinin yüksek faiz döneminde uzun vadeli mevduata yönelmesi, bankaların fonlama maliyetini anlık politika faizinden bağımsız kılıyor. Bir başka deyişle: Merkez Bankası faizi indirse bile mevduat maliyetinin aşağı gelmesi, vadelerin dolmasına ve likiditenin yeniden fiyatlanmasına bağlı. Bu gecikme etkisi, marjın hemen açılmasını engelliyor. TCMB'nin kendi yayımladığı analizler de faiz indirimlerinin kredi ve mevduat faizlerine yansımasının kademeli olduğunu teyit ediyor.
Bankacılık hisse senedi değerlemelerinde marj beklentisi kritik bir girdi. 2025 yılında sektörün net karı bir önceki yıla kıyasla yüzde 43 artarken özkaynak karlılığı da kayda değer seviyelerde kaldı. Ancak enflasyon muhasebesiyle düzeltilmiş reel karlılık rakamları, nominal tablo kadar parlak görünmüyor. Yatırımcıların takip ettiği asıl sinyal, bankaların mevduat yenileme maliyetini kontrol altında tutup tutamayacağı ve kredi-mevduat spreadinin 2026 boyunca pozitif kalıp kalmayacağı. S&P'nin değerlendirmesine göre yüksek enflasyon, mülga fonlama maliyetleri ve yapısal dengesizlikler varlık kalitesi üzerindeki baskıyı 2026'da da canlı tutacak. Bu parametreler ışığında sektörü savunmacı bir şerit olarak konumlandıran portföy stratejistleri, faiz indirimlerinin netleşmesini beklemeyi tercih ediyor.
Mevcut tabloya bütünüyle bakıldığında, Türk bankacılık sektöründe net faiz marjının ciddi bir çöküş içinde olmadığı ama güçlü bir toparlanmadan da söz etmenin güç olduğu görülüyor. Faiz indirim döngüsünün hız kazanması, mevduat vadelerinin kısalması ve kredi portföyünün yeniden fiyatlanması bir araya geldiğinde marjın 2026'nın ikinci yarısında daha belirgin biçimde açılması beklenebilir. Ancak bu sürecin pürüzsüz ilerleyeceğini garanti eden herhangi bir mekanizma bulunmuyor. Para politikasındaki her duraksamanın ya da enflasyon verisindeki her olumsuz sürprizin bu toparlanmayı geri atma kapasitesi var. Bankacılık sektörü, fonlama maliyetlerinin yüksekliğiyle değil, bu maliyetin ne hızda gerileyeceğinin belirsizliğiyle boğuşuyor.
■ MİZAN HABER